Serbest Kürsü

Türkiye’de Vergiye Karşı Gösterilen Reaksiyonların Sebepleri

Vergi ahlakı ve vergi bilinci

I. GİRİŞ

Kamunun gelir kaynakları içinde en önemli yeri tutan vergi gelirlerinin istenilen düzeyde tahsil edilememesi ülke içinde yaşanan sıkıntıların devamını getirir. Çünkü tahsil edilemeyen vergiler; kayıt dışı ekonomiye neden olmakta, bunu takiben milli gelir ve istihdam gibi çeşitli ekonomik büyüklükler tahmin edilemezken, haksız rekabete yol açmakta, vergisini zamanında ve tam olarak ödeyen mükelleflerin devlete olan inancını azaltmakta, toplumdaki ahlaki değerlerin değişmesine neden olmaktadır. Ekonomik açıdan bakıldığında ise enflasyonun üzerindeki olumsuz etkileri sebebiyle işsizliğin artmasına, yatırımların ve üretimin azalmasına bütçe açıklarının artmasına neden olmaktadır. Bunun akabinde vergi gelirlerindeki bu yetersizlikler kamu harcamalarının finansmanında devleti borçlanma ve para basma yoluna gitmeye zorlamaktadır.

Mükelleflerin vergiye karşı göstermiş oldukları reaksiyonların temelinde ekonomik ve mali nedenler olmakla birlikte bu sebeplerin yanı sıra sosyolojik ve psikolojik nedenler de vergiye karşı tepkiye neden olmaktadır. Hızlı nüfus artışı ve göç, eğitim düzeyindeki durumumuz da vergiye karşı bakışı etkilemekte ve kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkartmaktadır.

Bu çalışmamızda Türkiye’de vergiye karşı gösterilen reaksiyonların sebepleri ele alınacaktır.

II.VERGİYE KARŞI REAKSİYONLARIN SEBEPLERİ

Vergiye karşı gösterilen reaksiyonların sebeplerini hukuki ve idari nedenler, ekonomik nedenler, kişisel ve diğer kişisel nedenler olarak ele alabiliriz.

A- HUKUKİ ve İDARİ NEDENLER

Türkiye’de vergiye karşı gösterilen reaksiyonların nedenlerini hukuki ve idari nedenler olarak ele aldığımızda bunu yasaların basit ve açık olmaması, sık sık değişikliğe uğraması, vergi oranlarının yüksekliği, istisna ve muafiyetler, vergi cezalarının caydırıcı olmaması, denetimin yetersizliği ve vergi aflarına sık sık başvurulması şeklinde sıralamak mümkündür.

  1. Yasaların Basit ve Açık Olmaması, Sık Değişikliğe Uğraması

 Vergi ile ilgili yasal ve idari düzenlemeler, hukukçuların büyük çoğunluğunun dahi anlamakta ve yorumlamakta zorlandıkları, hatta bu nedenle neredeyse vergi ile ilgili yasal düzenlemelerden uzak durmayı tercih edecekleri derecede teknik ve karmaşık bir yapıya sahiptir.[1]

  Mükelleflerin, ne zaman, nasıl ve ne kadar vergi ödeyeceklerini önceden bilmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla vergi yasaları ve uygulaması, mükellefleri belirsiz bir vergilendirme ortamına sokmamalıdır. Vergilendirmede çok sık yasal ve idari değişiklilere gitmek, mükelleflerde hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Özellikle de verginin konusun ve oranının değişmesi, ek vergiler konulması, sık sık vergi afları çıkarılması ve yasaların karmaşık bir yapıya sahip olması mükelleflerin vergi ödeme gayretini azaltmaktadır.[2]

 Bir vergi sisteminin oluşturulmasında bir takım hususlara dikkat edilmesi gerekir. Her şeyden önce, bir ekonomik sistem benimsenmeli ve buna  uygun bir vergi sistemi planlanmalıdır. Bu bağlamda, yükümlülerin rızasının ve işbirliğinin kazanılması; kanun önünde eşitliğin vergi sistemine yansıtılması, yani vergilemede genellik ilkesi ve yükümlü haklarının kabulü gereklidir.[3]

 Vergi sistemimizde ülkenin değişen sosyo-ekonomik şartlarına uygun olarak ve dış ülkelerdeki mali mevzuatla koordinasyon sağlamak amacıyla değişiklikler yapılması doğaldır. Ancak mevcut yasalar uygulanamadığından ve vergi toplanamadığından dolayı sık sık değişiklikler yapılması yükümlülerin vergi sistemine olan güvenlerini sarsar, sistemin yerleşmesini güçleştirir ve vergi kaçakçılığını tahrik eder. Vergi değişiklikleri, vergi yükü aynı kalsa bile yükümlülerin körelmiş duygularını harekete geçirmektedir ve vergi kaçakçılığının artmasına sebep olmaktadır. Özellikle mükelleflerin yeni vergiye henüz alışmadığı ve idarenin de kontrole zaman bulamadığı dönemlerde vergi kaçakçılığı eğilimi artmaktadır.[4]

 Kanunların hazırlanması sırasında, hukuka uygun davranıldığını söylemek mümkün değildir. Bir kere, gerekli ve yeterli hazırlık yapılmamaktadır. Vergi Konseyi denilen bir birimin varlığı bilinmekle birlikte, kimlerden oluştuğu, neler yaptığı, nerede ve zaman toplandığı pek bilinmemektedir. Vergi kanunlarının hazırlanış, kabul ediliş ve uygulanılış sürecinde hukukçunun adı olmadığı için, maalesef vergi kanunları, uygulaması ve yargılaması diğer hukuk alanlarına göre daha çok hukuka aykırılıklar içermektedir. Vergi kanunlarının çokluğu, düzensizliği, uyuşmazlıkların çokluğu ve davaların yüksek oranda idare aleyhine sonuçlanması hep bunun göstergeleri olarak kabul edilebilir.

 Vergi kanunları, temel tercihler doğru yapılarak; gerekli ve yeterli hazırlık aşamasından geçerek hazırlanmadığı, Meclis’te yeterli incelemeye-tartışmaya konu olmadan kabul edildiği için bir çok kusuru, noksanı barındırmaktadır. Bu kusurlar, noksanlar fark edildikçe değişikliklere gidilmektedir. Bu olmayan sistemi daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Çok kanun yerine, az –öz kanun tercih edilmelidir. Değişiklikler, yamalar yerine, sistemin yeniden düzenlenmesi tercih edilmelidir. Bunun için gerekli hazırlıkların yapılması, geçiş ve uyum sürecinin düşünülmesi ve kanunların yeniden kalem alınması gerekir.[5]

  1. Vergi Oranlarının Mükellef Davranışları Üzerindeki Etkisi

Mükelleflerin vergiye tepki göstermesindeki en önemli nedenlerden biri, vergileme karşısında sergiledikleri tutumdur. Sergilenen tutumun ise vergi oranlarındaki artış ile yakından bağlantısı vardır. Bu kapsamda vergi oranları ağırlaştıkça vergiye karşı gösterilen davranış şekilleri de olumsuz yönde gelişmektedir.[6]

Mükelleflerin vergileme karşısındaki tutumlarının derecesi ile vergi oranları arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır. Buna göre, vergi oranları arttıkça mükelleflerin vergileme karşısındaki tutumlarının derecesi olumsuz yönde değişmektedir. Çünkü vergi oranlarının artması ile mükelleflerin ödeyeceği vergi miktarı ve dolayısıyla üstlenilen vergi yükü artmaktadır. Vergi yükünün artması ise, öncelikle kullanılabilen gelir seviyesini azaltmakta ve mükellef açısından daha az tüketim ve tasarruf yapma anlamına gelmektedir. Mükelleflerin tüketim ve tasarruf yönünden oluşan azalmayı telafi edebilmesi ise, daha fazla çalışmayı gerektirmekte ve psikolojik yönden hoşnutsuzluğa neden olmaktadır.[7]

 Vergilemenin sınırı aşıldıktan sonra, mükellefin vergi sistemine karşı tepkileri artmaktadır. Yüksek oranlı vergilerin enflasyonla aynı zaman dilimi içinde ortaya çıkması durumunda “gelir dilimi kayması” (bracket creep) meydana gelmektedir. Taxflasyonun (aynı zaman diliminde enflasyon ile yüksek oranlı vergilerin olması) ortaya çıkması, mükelleflerde, sömürüldükleri hissine kapılmaya neden olmakta ve onları vergiye karşı direnmeye yöneltmektedir.[8]

 Vergi oranlarının ekonomik faaliyetlere olan etkisi teorik çapta bir çok çalışmayla kanıtlanmıştır, ancak bunlar içerisinde en çok bilineni Arthur Laffer tarafından ortaya konulan ve arz yönlü iktisadın en önemli dayanağını oluşturan vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişkidir. Bu analizde vergi oranlarının belli bir orandan sonra vergi gelirlerini düşüreceği belirtilir. Vergi oranları optimalin üzerine çıktığı zamanlarda vergi gelirleri azalmaya başlar, çünkü insanlar çalışmak yerine vergisiz para kazanma yollarını ararlar. Vergi oranları artmaya başladığında esasen ekonomik faaliyetlerde rakamlarla ifade edildiği şekilde azalma olmaz sadece yüksek vergi oranları sebebiyle kayıtlı ekonomiden kayıt dışılığa kayış söz konusu olur, bu durumda da kayıtlı ekonominin boyutu küçülür.[9]

 Vergi oranlarının yüksekliği savının kayıt dışılığın en önemli sebeplerinden biri olduğu, toplumun değişik kesimlerince kabul edilmekle birlikte, sadece vergi oranlarının düşürülmesinin, kayıt dışılığı önlemediği de yaşanmış gerçeklerdendir. Vergi gelirlerinin arttırılması kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasına bağlı olup, ekonomik faaliyetler sonucunda ortaya çıkan, vergilendirilmesi gereken kar veya oluşan zararın sağlıklı tespiti için belge düzenin de yerleşmesi son derece önemli bir unsurdur.[10]

Mükelleflerin vergi oranları karşısında gösterdikleri tutumları ele aldığımızda başlangıçta mükellefler düşük oranlı vergiler karşısında olumlu bir tutum sergilemekte ve vergilere sempati ile yaklaşmaktadırlar. Bu aşamada mükelleflerin vergiye karşı sempati göstermesinde, toplanan vergilerle devletin kendisine daha iyi hizmet sunacağına olan inancı da önemli bir etkendir.[11]

Mükelleflerin vergiye karşı tutumundaki ikinci aşama “apati” hali olarak değerlendirilebilir. Mükelleflerin artan vergi oranları karşısında isteksiz olmalarını ifade etmektedir. Apati aşaması vergiye karşı tutumun olumludan olumsuza geçmesindeki ilk aşamadır. Dolayısıyla bu aşamada genel bir kararsızlık hali söz konusu olmakta ve subjektif açıdan mükellef tutumları farklılık gösterebilmektedir.[12]

Üçüncü aşama “antipati” aşaması ise, mükellefler yönünden genel olarak vergilere karşı olumsuz tutumların pekiştiği aşama olarak değerlendirilebilir. Vergiye tutum sürecinde mükelleflerin vergilere antipati duymalarının en önemli nedeni vergilerde meydana gelen artışlardır. Dolayısıyla apati aşamasında kararsızlık hali içindeki mükellefler bu aşamaya gelindiğinde kararlılık göstermeye başlamakta ve bazı olumsuz hislere kapılmaktadırlar.[13]

            Dördüncü ve son aşama ise, mükelleflerin vergiye karşı tutumu, artan vergi ödemeleri karşısında “nefret” haline dönüşmektedir. Mükelleflerin vergiler karşısında nefret aşamasına gelmesi, ileri düzeyde “vergi alerjisi” olarak da adlandırılabilir. Bu aşama vergiye karşı tutumun en belirgin olduğu aşamadır. Mükellefler antipati aşamasında hile ve gizli olarak gerçekleştirdikleri tepkileri bu son aşamada aleni hale getirebilmekte, protesto ve gösterilerle vergi yönetimine karşı direnebilmektedirler.[14]

            Bu anlamda ülkemizde mükelleflerin vergiye karşı tepki göstermelerinin en önemli nedenlerinden biri,  gelir vergisi tarifesinin artan oranlı ve yüksek olması ile katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi oranlarının yüksek olmasıdır.

  1. İstisna ve Muafiyetlerin Yaygınlığının Mükellef Davranışları Üzerine Etkisi

            Türk Vergi Sisteminde muafiyet, istisna ve indirimler bazı mükellef gruplarının yükünü azaltmak, teşvik etmek, vergi yönetimini kolaylaştırmak ve benzeri nedenlerle tesis edilmişlerdir. Vergi harcaması olarak da tabir edilen ve yasalarla uygulanmasına izin verilen bu vergisel imtiyazlar, bir anlamda kamu harcaması da sayılmaktadır. Çünkü bu tür uygulamalar neticesinde devlet önemli ölçüde gelir kayıplarına uğramaktadır. Devletin gelir kayıpları ise diğer para ve maliye politikası araçlarıyla giderilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla kamu harcamaları artmaktadır. Bireysel anlamda önemli fayda ve fonksiyonları bulunan muafiyet ve istisna uygulamalarının, vergilerin idari ve uyum maliyetleri açısından da tasarruf sağlayıcı olduğu ileri sürülmektedir. Fakat bütün muafiyet, indirim ve istisna uygulamalarının, vergi matrahında sebep oldukları azaltıcı etki vergi erezyonuna ve bunun sonucunda da vergi tabanının daralmasına yol açtıkları kabul edilmektedir. Muafiyet, istisna ve indirim şeklinde sağlanan vergi kolaylıkları ve ayrıcalıklarının planlanması, belirlenmesi, uygulanması ve kontrolü siyasi boyutlu olduğundan, gerek büyüklüklerin belirlenmesi ve gerekse değişikliklerin izlenerek gerekli önlemlerin alınması bakımından güçlükler ortaya çıkabilmektedir.[15]

            Çeşitli ekonomik ve sosyal sebeplerden kaynaklanan istisna ve muafiyetlerin yaygınlığı ve uygulama alanlarının genişliği; hem vergi mükellefleri arasında adaletsizliğe yol açarak, bunlardan yararlanmayanların vergi yükü altında ezilmesine neden olmakta, hem de vergi sisteminin otokontrol mekanizmasını zayıflatarak elastikiyetini azaltmakta ve vergi inceleme ve denetimindeki aksaklıklardan dolayı, vergi kaçakçılığına imkan hazırlamaktadır.[16]

  1. Vergi Cezalarının Caydırıcı Olmaması

            Vergi cezalarının etkin bir şekilde uygulanmaması da kayıt dışı ekonominin büyümesine yol açmaktadır. Vergi kaçakçılığına uygulanacak ceza miktarları ile vergi kaçakçılığı arasındaki ilişki negatif yönlüdür. Biri artarken diğeri azalmaktadır.[17]

            Mükelleflerin, vergi yasalarının ve esas olarak da kamu vicdanının vergi kaçırmayı basit, sıradan, yüz kızartıcı olmayan ve dolayısıyla da hoş görülebilir bir suç olarak görmesi ekonomik faaliyette bulunanların gelirlerini kayıt dışına çıkarmalarında önemli rol oynar.[18]

            Yasalarla konulan vergilerin toplanmasında en etkili araç olan cezaların, rasyonel ve etkin bir şekilde uygulanmaması yüzünden, çok sert ve adaletsiz olduğu ileri sürülmektedir. Bunun için cezaların çok iyi tanımlanması ve işletilmesi gerekmektedir. Belirsiz, yoruma açık fiillerin ve bunların cezalarının uygulanmasında her zaman güçlükler vardır. Vergi cezaları, yargı organlarının dahi yoruma girmesini gerektirmeyecek belirlilikte olmalıdır. Türk mali ceza hukukunda, vergisel düzenlemelere uymayanlar için birçok müeyyide olmasına rağmen, bunlar etkin bir şekilde uygulanamamaktadır.[19]

            Sonuçlar çok net olmasa da yapılan ampirik araştırmalar yüksek cezalar ve denetim olasılığının kaçakçılığı engelleyeceğini, denetim oranı (olasılığı) ile gönüllü uyum arasında güçlü bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. Yapılan bir çalışmada, gönüllü uyumun denetim oranı ile artığı, ancak ceza oranındaki değişmenin gönüllü uyum üzerinde çok az etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmaya göre, ceza oranlarındaki bir artışa verilen tepki pozitif, ancak küçük ve çokta önemli değildir. Cezalar denetim ile desteklenmezse çok önemli bir etki yaratmaz. Aynı şekilde, önceki denetimlerin gelecekte de denetlenme şansını arttıracağı varsayıldığında, bir önceki yılda yapılan denetimin kişinin müteakip yıllarda da gönüllü uyum davranışını etkileyeceği sonucuna ulaşılabilir. Ancak denetimler doğru beyanda bulunmama eğilimini kavramada başarısız oluyorsa ya da mevcut cezalar doğru beyanda bulunmama eğilimini ortaya çıkarmada kullanılamıyorsa bu durum gönüllü uyum gösteren mükelleflerde kaçak için ödedikleri gibi bir düşünceye neden olabilir.[20]

            Türk vergi sisteminde yer alan ve caydırıcılık özelliği taşımayan cezalar yeniden düzenlenmeli, cezalara idare ve yargı mercilerince işlerlik kazandırılmalı ve ceza uygulamaları vergi denetimleri ile desteklenmelidir.

  1. Vergi Denetiminin Etkinsizliği

Vergilemede başarı, yasal düzenlemeler kadar mevcut yasaları gereği gibi uygulayabilmeyi de gerektirir. Yani, vergi tahsilatında iyi bir vergi mevzuatı kadar, iyi işleyen ve organizeli çalışan bir vergi idaresinin varlığı da önemlidir. Vergi yasalarını adil ve mutlak şekilde uygulama gücüne sahip etkin ve becerikli bir vergi idaresinin olmayışı, mükellefte vergiye karşı tepki oluşturarak vergi kayıplarını arttırabilecektir.[21]

Vergi idaresi tarafından izlendiğini  ve vergi denetimine tabi tutulacağına inanmayan mükellefler, faaliyetlerinin bir çoğunu kayıt dışında yürütür. Türkiye’de oransal olarak vergi denetimi yeterli olmadığından mükellefler kayıt dışı kalmaktan çekinmemektedirler. Denetimin eğitim, vergi bilincinin yerleşmesi, vergide adalet ve eşitlik ilkelerinin yerleşmesi gibi başka amaçları da vardır. Mükelleflerin bir gün denetlenebileceklerini bilmeleri, yasalara uygun davranma eğilimlerini arttırmaktadır. Zaman aşımı süresi (5 yıl) içinde her mükellefin en azından bir defa incelenmesi gerektiği noktasından hareketle, %20 olması gereken inceleme oranı %3’ lerde kalmaktadır. Bu yaklaşıma göre ülkemizde vergi inceleme riski oldukça azdır.[22]

            1990’ lı yıllardan itibaren yapılan ortalama denetim sayısı %2,94 ‘tür. Bu denetimlerin büyük bir kısmı da vergi denetmenleri tarafından gerçekleştirilmektedir. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü göz önüne alındığında bu oran oldukça düşük kalmaktadır.

            Vergi idaremizin çağdaş vergi idarelerinin denetim esasına göre oluşturulmamış olması, inceleme birimleri arasında eş güdüm ve birim içi planlama eksikliği, denetim elemanlarının sayı yetersizliği ve yoğun iş yükleri, vergi suçlarının takibinde uzman eleman yokluğu ve vergi denetimine yardımcı istihbarat arşivlerinin eksikliği denetimin etkinliğini doğrudan etkilemektedir.[23]

            Vergi denetimlerinde başarı sağlamanın başta gelen şartlarından birinin, vergi denetimlerinde işin gerektirdiği niteliklere sahip elemanların kullanılması olduğu açıktır. Ülkemizde bunun yeterince bilincine varıldığından dolayı, aranan şartları taşıyan adaylar arasından titizlikle seçilen denetim elemanları, hizmet içi eğitim çalışmalarına tabi tutularak ihtiyaç duyulan niteliklerle donatılmaktadır. Dolayısıyla, gerek bakanlık düzeyinde, gerekse bölgesel düzeydeki denetim elemanlarının nitelikleri ve mesleki eğitimleri oldukça yeterli düzeydedir. Ancak, işkolları itibariyle bir uzmanlaşmaya gidilmediğinden, söz konusu denetim elemanları her türlü vergi incelemesiyle uğraşmakta ve her vergi konusuna ve sektöre yönelik bir çalışmaya girmesi, araştırmaya ayrılan zamanı uzattığından daha az mükellef incelemeye tabi tutulabilmektedir. Her ne kadar mevcut denetim örgütlerinde fiili bir ihtisaslaşma varsa da, çalışma esasları buna göre belirlenmemektedir.[24]

            Bununla birlikte kayıt dışı ekonomi ile mücadele etkin bir vergi idaresini gerektirmektedir. Etkin bir vergi idaresi ise;

– Eğitimi tam,

– Motivasyonu yüksek,

– Olayları geriden takip eden değil, olayların önünden giden,

– Vergi sistemine hakim,

– Beşeri sermayesi üst düzeyde olan,

– Özlük hakları iyileştirilmiş bir yapıya kavuşturulmalıdır.[25]

            Bununla birlikte vergi denetimlerinin tamamen tesadüfi yapılması denetimin etkinliğini önemli derecelerde azaltmaktadır. Vergi denetimlerini daha yoğun yapmadan, etkinliğini artırmak çeşitli yollarla mümkündür. Örneğin, çeşitli meslek gruplarında verilen beyannamelerinin, ortalamadan belirli oranlarda sapması halinde, bilgisayarın uyardığı vergi yönetiminin, mükellefleri incelemeye alması bunlardan birisidir. Bu yolla vergi kaçırma olasılığı daha fazla olan mükelleflerin incelenmesi söz konusu olmakta ve böylece denetim maliyetlerinde tasarruf sağlanmaktadır.

             Bir başka yol, vergi kaçırdığı belirlenen bir mükellefin geçmişteki beyanlarının da incelemeye alınması ve gelecekteki beyanlarının da daha fazla olasılıkla denetlenebilme olanağının yaratılmasıdır. Bu yolla, mükelleflerin vergi kaçırma kararları sadece içinde bulunan yılın geliriyle ilgili olmayacak, geçmiş ve gelecekteki beyanları da hesaplamalara katılacaktır.

             Vergi denetimlerinin etkinliğini artırmanın en az maliyetli olanı, üçüncü kaynaklardan bilgi edinilmesidir. Örneğin, bir işçinin ücret geliri beyanını, işverenin verdiği bilgilerden kontrol edilebilmektedir. Bir başka örnek olarak, mükelleflerin vergi beyanlarının kredi kartı harcamalarıyla karşılaştırmak ve aradaki önemli farklılıkların otomatik olarak (bilgisayar yazılımları sayesinde) vergi yönetimini uyarması gösterilebilir.[26]

  1. Vergi Aflarına Sıkça Başvurulması

            Devletin kendi emir ve yasaklarını ihlal edenlere karşı en etkili silahı cezai yaptırımlardır. Vergi hukukunda da vergisel yükümlülükleri yerine getirmeyen mükelleflere uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Bu nedenle vergi aflarının uygulanması çok tartışılan bir konudur. Bazı maliyeciler vergi gelirlerini arttırmak, tahsilatı hızlandırmak ve kolaylaştırmak ve vergi idaresi ile yargı organlarının iş yükünü hafifletmek amacıyla vergi aflarına ihtiyaç olduğunu savunmaktadırlar. Buna karşılık vergi aflarının kötüye kullanıldığını, vergi adaletini bozduğunu ve vergi kaçakçılığını teşvik ettiğini düşünenler vergi affı uygulamalarına karşı çıkmaktadırlar.[27]

            Cumhuriyetin ilanından bu yana ortalama olarak her üç buçuk yılda bir af yasası çıkarıldığına göre, bu düzenlemelere gerçekten bir af yasası demek doğru olacak mıdır? Yoksa bunlar özel nitelikli birer vergi yasası mıdır? Çünkü her af yasası yeni bir af yasasına zemin hazırlamakta, adeta habercisi ve hazırlayıcısı olmaktadır. Sistem büsbütün tıkandığında devreye bu yasalar girmektedir. Nitekim, IMF affa ilişkin düzenlemelere karşı olduğu halde salt yeni bir affı zorunlu kılacak ekonomik, mali ortam ve koşullar devam ettiği için bu tür düzenlemelere göz yummakta ve borç servisinin bir aracı olarak kullanmaktadır.[28]

            Politik çıkarlar uğruna çıkarılan vergi affı, mükellefin vergi  kanunlarına olan güvenini sarsmakta ve özellikle vergisini zamanında ödeyen mükellefleri bir anlamda cezalandırmış olmaktadır.[29]

            Sonuç olarak Türkiye’de vergi aflarının sık sık tekrarlanır olması mükellef kişi ve kurumlarda ileride çıkacak bir af kanunuyla vergi cezalarından ve vergi aslının bir bölümünden kurtulma umudu yaratmakta ve bu umut enflasyonist koşullar içinde mükellefleri vergi ödemekten kaçınmaya itmektedir.[30]

B- EKONOMİK NEDENLER

            Mükellef davranışlarını etkileyen en temel etken, mükelleflerin ekonomik, sosyal ve kişisel nitelikleri açısından bulunduğu konumdur.

 1.Gelir Düzeylerinin Mükellef Davranışları Üzerindeki Etkisi

            Mükelleflerin kayıt dışı ekonomiye yönelmesinin temel sebebi, gelirlerini arttırma istekleridir. Mükellefler, faaliyetlerinin bir kısmını ya da tamamını kayıt dışında tutarak bu faaliyetlerden elde ettikleri kazançlar üzerinden vergi ödemeyerek gelirini arttırmış olurlar.

Mükellefin gelir düzeyi, içinde bulunduğu ekonominin yapısı ile de bağlı olarak bireysel ve toplumsal birçok etkiye sahiptir. Ekonomi bilimi içerisinde çeşitli konularda çalışmalar yapan araştırmacılar, bağımsız değişken üzerindeki etkisini incelemiş ve buna bağlı olarak politika önerileri oluşturmaya çalışmışlardır. Ekonomideki en önemli bağımlı değişkenlerden biri olan verginin, en basit anlamda mükellefin kullanılabilir gelirini azalttığı göz önünde tutulduğunda, vergi ödeyicisi durumundaki mükelleflerin, vergiyi ödeyecekleri gelirlerinin birbirinden farklı düzeylerinin, toplanan vergi gelirleri ve verginin mükellefi durumundaki bireyler üzerinde meydana getirdiği etkinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.[31]

            Mükelleflerin gelir oranlarındaki değişmelerin vergi gelirlerine etkisinin yüksek olmasına rağmen, gelir seviyesinin vergi kaçağı üzerine etkisi konusunda yapılan anketlerin sonucu incelendiğinde araştırmacıların tam bir fikir birliğine varamadığı anlaşılmaktadır.

      Yine de Türkiye’nin gelir dağılımında aşırı bir adaletsizlik söz konusu olduğundan alt gelirli gruplar, yaşam standartlarını yükseltmek amacıyla ek işlerde kayıtsız şekilde çalışmaları sonucunda kayıtlı ekonomiden kayıtsız ekonomiye doğru bir geçiş süreci başlatmış olurlar. Gelir dağılımının bozuk olması, servet eşitsizliğinin fazla olması, yüksek gelirli grupların tüketim eğiliminin fazla olması, tarım sektöründeki ekonomik payın yüksek olması, enflasyon oranındaki artışlar, mükelleflerin vergi ödemesini ve dolayısıyla devletin vergi gelirlerini olumsuz yönde etkilemektedir.[32]

  1. Vergi Yükünün Mükellef Davranışları Üzerine Etkisi

            Vergi mükelleflerinin, verginin kamusal bir yük olması nedeniyle vergiye karşı en önemli tutumlarından biri vergi yükü ve vergi tazyikidir.

            Vergi ödemesi sonucunda yükümlünün kullanılabilir geliri azalmakta, yükümlü üzerindeki vergi yüküne bağlı olarak harcama ve tasarruf yapma kararları değişmektedir. Bu nedenle vergi yükünün oranı ve vergi yükünün adil dağılımı ile ilgili olarak yükümlünün sahip olduğu olumsuz algılama, yükümlünün vergilemeye ilişkin psikolojisini ve buna bağlı olarak ortaya koyacağı tutum ve davranış biçimlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

            Gerek yükümlünün gelirinde vergi nedeniyle meydana gelen azalmanın oransal değerini ifade eden objektif vergi yükü, gerekse yükümlünün hissettiği subjektif vergi yükü, yükümlünün bu yükleri hissetme derecesine bağlı olarak vergiye yönelik algılamalarını değiştirmektedir. Sonuç olarak, bireyin vergiyi gönüllü olarak ödeme veya bundan kaçınma yönündeki tutum ve davranışlarını belirleyen ana faktörlerden birisi vergi yükü algılamasıdır.[33]

 Tablo-1: Yıllar İtibariyle Vergi Yükü

2000 2001 2002 2003 2004 2005
Genel Bütçe Vergi Gelirleri/GSMH 21,1 22,5 21,7 23,6 23,6 24,5
Genel Bütçe Vergi Gelirleri+Eğitim Özel Gelirleri/GSMH 21,4 22,8 21,8 23,7 23,6 24,6
Konsolide Bütçe Vergi Gelirleri/GSMH 21,4 22,8 21,8 23,7 23,6 24,6
Konsolide Bütçe Vergi Gelirleri+Mahalli İd. Vergi ve  Pay/GSMH 24,4 26 23,9 25,8 25,9 27,2
Konsolide Bütçe Vergi Gelirleri+Mahalli İd. Vergi ve Pay+Fonların Vergiye Bağlı Gelirleri/GSMH 25,9 27,9 24,5 26,1 26,4 27,7
Konsolide Bütçe Vergi Gelirleri+Mahalli İd. Vergi ve Pay+Fonların Vergiye Bağlı Gelirleri+Parafiskal Gelirler/GSMH 31,6 34,2 30,5 32,7 33,3 34,5

Kaynak: http://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/GBG/Tablo_14.xls.htm (12.06.2007).

            Tablo-1’de de görüldüğü oransal olarak vergi yükümüz geliş ülkelere göre fazla olmamakla birlikte, verginin  tabana yayılamamış olması nedeniyle bu yük vergisini tam olarak ödeyen yükümlülerin üzerinde kalmaktadır.

            Ancak bu orana sosyal güvenlik primi kesintileri de  ilave edildiğinde mevcut durum daha da ağırlaşmakta ve kayıt dışılığa kaymalara neden olmaktadır.

  1. Enflasyonun Yüksek Olması

            Ekonomik kurumları oluşturmamış, sık sık ekonomik krizler yaşayan ve yüksek enflasyon olan ülkelerde mükelleflerin vergiye karşı direnci artmaktadır. Enflasyon ortamı diğer konularda olduğu gibi ödenecek vergi konusunda da bir belirsizlik yaratmaktadır. Enflasyon, vergi sisteminin sayısal büyüklüklerini etkilemek suretiyle başta spesifik tarifeler, istisna, muafiyet ve indirim tutarları ile gelir vergisinin artan oranlı tarife dilimlerinin reel olarak aşınmasına yol açmaktadır. Bunun sonucu olarak, spesifik tarifelere göre alınan vergilerde devlet vergi kaybına uğrarken, istisna, muafiyet ve indirim tutarının enflasyon karşısında sabit kalması ve nominal gelirlerde artışların artan oranlı tarife yapısıyla daha yüksek oranlarda vergilendirilmesi yüzünden yükümlülerin reel vergi yükleri enflasyon nedeniyle artmaktadır.[34]

            Kayıt dışı ekonominin yoğun bir şekilde yaşandığı ülkelerde en önemli ekonomik sorunlardan birisi de enflasyondur. Çünkü enflasyon mükelleflerin fiktif karlarının da vergilendirilmesine neden olmaktadır. Özellikle artan oranlı gelir vergisi tarifesine sahip olan ülkelerde gelir dilimi kaymasıyla mükellefler, reel gelirleri artmasa da daha üst bir gelir dilimine kayarak vergi yükleri hızlı bir artış trendine girmektedir. Bu durum da mükelleflerin bazı kazançlarının vergi idaresinden gizlenmesi sonucunu doğurur. Bunun sonucu olarak da devlet yetersiz kalan vergiler sebebiyle sınırsız bir şekilde borçlanma ve para basımına gider ve faiz oranlarının yükselmesiyle enflasyon oranı artar ve akabinde de gelir dağılımındaki denge bozulur.[35]

 Tablo-2: Yıllar İtibariyle Enflasyon Oranları

Yıllık Enflasyon
Toptan Eşya Tüketici
Aylar 2002 2003 2004 2005 2006 2002 2003 2004 2005 2006
Ocak 92.0 32.6 10.8 10.70 5.11 73.2 26.4 16.2 9.23 7.93
Şubat 91.8 33.4 9.14 10.58 5.26 73.1 27.0 14.2 8.69 8.15
Mart 77.5 35.2 7.97 11.33 4.21 65.1 29.4 11.8 7.94 8.16
Nisan 58.0 35.1 8.91 10.17 4.96 52.7 29.5 10.1 8.18 8.73
Mayıs 49.3 33.7 9.56 5.59 7.66 46.2 30.7 8.88 8.70 9.86
Haziran 46.8 29.6 10.53 4.25 12.52 42.6 29.8 8.93 8.95 10.12
Temmuz 45.9 25.6 9.44 4.26 14.34 41.3 27.4 9.57  7.82 11.69
Ağustos 43.9 22.7 10.52 4.32 12.32 40.2 24.9 10.0 7.91 10.26
Eylül 40.9 19.1 12.50 4.38 11.19 37.0 23.0 9.00 7.99 10.55
Ekim 36.1 15.5 15.48 2.57 10.94 33.4 20.8 9.86 7.52 9.98
Kasım 32.8 16.2 14.40 1.60 11.67 31.8 19.3 9.79 7.61 9.86
Aralık 30.8 13.9 13.84 2.66 11.58 29.7 18.4 9.32 7.72 9.65

Kaynak: http://www.belgenet.com/eko/enflasyon.html

http://216.239.59.104/search?q=cache:aGe_Quz9BoIJ:www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp%3Fupsale_id%3D188033+enflasyon+rakamlar%C4%B1&hl=tr&ct=clnk&cd=3&gl=tr (12.06.2007).

            Tabloda da görüldüğü üzere son yıllarda azalan enflasyon oranımız diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok yüksek kalmaktadır. Avrupa Birliği’nde bu oran yaklaşık olarak %2.2’ler düzeyindeyken, Mayıs 2007 itibariyle Türkiye’de %7.14 şeklinde gerçekleşmiştir.  Uzun yıllar yüksek enflasyonla yaşamış ülkemizde bu düşüşün beraberinde  mükelleflerin vergiye karşı tepkilerinde olumlu etkilere sebep olacağı kanaatindeyiz.

C-KİŞİSEL NEDENLER

            Kişisel nedenler arasında vergi bilinci ve ahlakının yerleşmesi, eğitim ve öğretim düzeyi, mükellefin kamu harcamalarına bakış açısı ve mükelleflerin devlete olan bağlılıkları yer almaktadır.

  1. Vergi Bilinci ve Ahlakının Yerleşmesi

            Vergi ahlakı vergi ödeme konusundaki içsel bir motivasyon olarak da tanımlanmaktadır. Buradaki içsel motivasyon dışsal bir baskı ve zorlama olmaksızın gönüllü vergi ödemeye işaret etmektedir. Bireyler vergiyi ya gönüllü olarak öderler ya da yakalanma ve cezalandırma riskini göz önüne alarak ödemezler.[36]

            Bir toplumda vergi anlayışının yerleşmiş olması halinde vergiden beklenen mali verimin daha fazla olacağı söylenebilir. Vergi anlayışı yerleşmiş bir toplumda, vergi ahlakı düzenli olacaktır. Vergi ahlakı, yükümlünün vergiyi manevi bir disiplin altında bir görev bir borç kabul etmesi anlamına gelmektedir. Bu düşünceye sahip olan yükümlünün vergi karşısında olumsuz bir davranış göstermeden ve onu dinsel bir görevi yerine getirircesine ödemesi, vergi ahlakının önemini gösterir.[37]

            Diğer bir tanıma göre vergi ahlakı, vergiye ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilme derecesi olarak tanımlanır. Kanunen ödenmesi gereken vergi borcunun tam olarak ödenmesi, vergi ahlakının tam olduğunu gösterir. Buradan da anlaşılacağı gibi vergi ahlakı, ödenen ile ödenmesi gereken vergi ilişkisine dayanmaktadır. Bu ilişki teoride “Vergi Dürüstlüğü Standardı” ile ifade edilir.[38]

            Türkiye’de vergi bilincinin oluşması için;

            – Okul çağındaki çocuklara verginin anlam ve öneminin iyi öğretilmesi ve ülke çapında vergi ile ilgilinin resim, slogan, şiir, karikatür gibi etkinliklerin düzenlenmesi,

            – Yapılan alış verişlerde belge alma ve verme alışkanlığının kazandırılması ve kültürünün oluşturulması,

            – Vatandaşların ödedikleri vergilerin savurganca harcanmadığına ve gerekli kamu harcamalarına aktarıldığına inandırılması,

            – Vergi ödemenin bir vatandaşlık ödevi olduğunun benimsetilmesi,

            – Vergisini zamanında ödeyen mükelleflerin Devlet tarafından onore edilmesi gibi çalışmalar yapılması,

            – Özellikle bu konularda medyanın desteğinden ve gücünden yararlanılması gerekmektedir.

  1. Eğitim ve Öğretim Düzeyi

            Eğitim düzeyi hem yükümlüler tarafından vergilerin kabullenmesi açısından, hem de vergi uygulamalarının gerçekleştirilmesi açısından önem arz etmektedir. Doğru olarak verilecek bir eğitimle bireylerin vergilerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirmek mümkün olabilmektedir. Eğitim ve öğretim aracılığıyla sorumluluk duygusu taşıyan bilinçli bir toplum meydana getirilebilir. Eğitim düzeyinin düşük olması, yükümlülerin vergiye karşı girişmiş oldukları olumsuz davranışlarda kendilerini haklı görebilmelerine neden olabilmektedir.

            Avrupa ülkelerinde yapılan bazı çalışmalara göre, vergi yükümlüsünün eğitim düzeyi yükseldikçe mali tutumlarının daha da olumlu olduğu belirlenmiştir. Eğitim seviyesi düşük kişilerin vergilemeye karşı sergiledikleri olumsuz tutumları, esasen mali konulardaki eğitimsizlikleriyle ilgilidir. Buna mukabil gelir düzeyi yüksek olan ve devletin yapmış olduğu transfer harcamalarından daha az pay alan kişiler de vergiler konusunda daha tutucu davranmaktadırlar. Sonuçta gelir düzeyi ile vergiye karşı olan tutuculuk arasındaki bağlantının eğitim ve öğretim düzeyinin yükselmesiyle azalacağı söylenebilir.[39]

            Mükelleflerin vergiye bakışı, toplumun kültürüne ve belirli kültürdeki kişilerin kanunlara itaat edip etmediklerine dayanmaktadır. Yükümlülerin genel kültür seviyesinin düşük olması onların toplumsal bilinç düzeyinin de düşük olmasına yol açmaktadır. Mükellefler, verginin; hem Anayasa’dan kaynaklanan temel bir vatandaşlık görevi, hem de ülke yönetimi  ve ekonomisi için kaçınılmaz olduğunun bilincinde oldukları sürece yasaları çiğnemekten kaçınmaktadırlar. Genel kültür ve toplumsal bilinç düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde, kişiler vergiye ilişkin yükümlülüklerini titiz bir şekilde yerine getirmektedirler. Buna karşılık, eğitim ve kültür düzeyinin düşük olduğu ülkelerde ise kişilerin vergisel yükümlülüklere karşı duyarlılıkları azalmaktadır. Bazı mükellefler cehaletin verdiği bir cesarete sahiptirler. Vergilendirme ile ilgili yasal prosedürü bilmedikleri için rüşvet gibi kanun dışı yollarla sorunlarını çözmeye çalışmaktadırlar.[40]

            Yapılan araştırma sonuçlarına göre; OECD ülkelerinde yetişkin nüfusun (25-64 yaş) eğitim düzeyi ortalaması 11.9 yıl olarak belirtilmekteyken, OECD ortalamasının üzerinde bulunan 17 ülkede bu rakam 12 yıl ile 13.4 yıl arasında olduğu görülmektedir. Türkiye’de yetişkin nüfusun eğitim düzeyi ise 9.6 yıldır. Türkiye bu sonuçlarla Portekiz ve Meksika’dan sonra 3. sırada yer alıyor.[41]  Ülkemizin eğitim ve öğretim düzeyinin yükselmesi vergi bilinci ve ahlakının oluşmasını kolaylaştıracak ve vergiye karşı olumsuz tepkileri azaltacaktır.

  1. Mükelleflerin Kamu Harcamalarına Bakışı

            Dünyanın her yerinde, vergi ödeyenlerin en çok üzerinde durdukları konulardan birisi de toplanan vergilerin nerelere ve nasıl harcandığıdır. Diğer tüm koşullar vergilendirme için en uygun ortamı hazırlasa bile; toplumda, toplanan vergilerin kötü harcandığına dair bir kanı oluşmuşsa, vergiye karşı bir direncin oluşması da kaçınılmazdır. Bu nedenle devlet harcamalarının, vergi ödenmesi ve dolayısıyla da kayıt dışı ekonominin gelişimi üzerinde belirleyici ve doğrudan bir etkisi vardır.[42]

            Mükellefler ödedikleri vergilerin savurganca kullanıldığına inanırlarsa, vergi nedeni ile duydukları subjektif yük daha da artar. Çok önemli bu psikolojik faktör, bir çok yükümlüde devlete vergi ödemek yerine, şahsen verimli gördüğü sahaya harcamanın daha uygun olacağı fikrini doğurmaktadır. Bu nedenle düşünülmeden ve mükelleflerin tepkileri hesaplanmadan yapılacak kamu harcamalarından kaçınılmalıdır. Kamu hizmetleri, fayda-maliyet analizleri yapılıp, dışsallık faktörleri de dikkate alınarak yapılmalıdır.[43]

            Devletin yerine getirmek zorunda olduğu görevleri yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu en önemli gelir kaynağı olan vergilere mükelleflerin bakış açıları değerlendirildiğinde vergi bireylerin %23’ü için kamu harcamaları karşılığı anlamına gelmekte iken, %31.3’ü bunu bir vatandaşlık görevi olarak görmektedirler.[44]

            Araştırmaya katılan gelir ve kurumlar vergisi mükellefi derneklerin kamu harcamalarına bakışı, ülkemiz gerçeğini önemli ölçüde yansıtmaktadır. Dernekler sosyal güvenlik, eğitim, sağlık, altyapı ve kültür-turizm harcamalarının çok düşük düzeyde gerçekleştiğine inanıyor.[45]

  1. Mükelleflerin Devlete Olan Bağlılıkları

            Yükümlülerin devlet hakkındaki sahip oldukları olumlu-olumsuz tüm düşünceler, onların devlete olan yükümlülüklerini yerine getirdikleri davranışlarında da doğaldır ki etkili olmaktadır. Devlet kavramı soyut bir kavramdır ve vatandaşlar da soyut olarak tanımlamaktadır. Bununla beraber, bu kavram hakkındaki değerlendirmelerini somut olaylara göre yapmaktadırlar. Devlete olan bağlılık, devletin devlet olma niteliklerini yerine getirip getirmemesiyle de ilgili olmaktadır ve bunun seviyesi kişiden kişiye göre değişebilmektedir. Nitekim yükümlülerin devlet harcamalarından yeterince yaralanamadığı ve fazla vergi ödediği yargısına varmaları ve hükümetlerin iyi bir yönetim sergilemediklerine inanmaları durumunda devlete olan bağımlılıklarının gevşeyebileceği söylenebilmektedir.[46]

            Mükelleflerin devlete olan bağlılığını belirleyen tek faktör milliyetçilik duygusu değildir. Kişisel öncelikler, kamu hizmetlerinin sunulma şekli, demokrasinin işleyişi, devletin rejimi hakkındaki düşünceler gibi birçok etken mükellefin devlete bağımlılığını belirlemekte ve buna bağlı olarak vergiye karşı gösterdiği tepkide belirlenmektedir. Genel olarak kabul edilen devlete olan bağımlılık arttığı sürece mükellefin vergi uyumu artacak ve vergi kaçırma ve devlete olan bağımlılık arasındaki negatif ilişkiden ötürü vergi kaçakları azalacaktır.[47]

            Türkiye’de mükelleflerin vergiye karşı tepkileri siyasi görüşünü  yansıtan partilerin iktidarlılığı döneminde de aynen devam etmektedir. Yapılan araştırmaya katılan bireylerin %44’ü benimsedikleri siyasi ideolojinin iktidarlılığı döneminde vergiye karşı tepkilerini arttırdığı belirlenmiştir.[48]

  1. Yaş Düzeylerinin Mükellef Davranışları Üzerindeki Etkisi

            Mükelleflerin vergiye karşı oluşturacakları tepkileri meydana getiren tüm nedenler dışsal faktörlerden kaynaklanmamaktadır. Mükellefin toplum içinde bir birey olarak bulunduğu konum vergi politikalarına tepkileri oluşturan bireyin içsel nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireyin bulunduğu durum ile kast edilen yalnızca mesleki olarak elde ettiği konum değil, bunun yanında doğuştan gelen veya yaşam içerisinde şekillendirilen bir takım kişisel özelliklerin konumudur. Bireyin vergisel tepkileri, doğuştan getirdiği cinsiyet, ırk gibi özelliklerinin birey üzerinde meydana getirdiği etkilere bağlı olarak oluşacaktır.[49]

            Yapılan araştırmalar yükümlülerin yaşının vergilere olan tutumları üzerinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Yapılan araştırmaların bulguları, genç yükümlü gruplarının yaşlılara oranla vergiye daha soğuk baktıkları yönündedir.[50]

            Bu anlamda ülkemizde kayıt dışı ekonominin gelişmiş ülkelere göre oldukça yüksek olmasında nüfusun ve mükelleflerin büyük bir bölümünün gençlerden oluşmasının payı  olduğu söylenebilir.

III. SONUÇ

Devletin en temel kaynağı cebir unsuruna dayanarak aldığı vergilerdir. Bu aşamada vergilemenin iki tarafından olan devletin temel amacı gelirlerini arttırmakken, vergilemenin diğer tarafı olan mükellefin amacı ise daha az vergi ödemek hatta hiç vergi ödememektir.Yükümlüler, ekonomik, mali, sosyal hukuki, idari vb. nedenlerden dolayı vergiye karşı tepki gösterirler. Bu tepkiler, vergiden kaçınma, vergiyi geç ödeme, yatırımdan ve üretimden vazgeçme, vergi cennetlerine göç etme ya da vergi kaçırma gibi değişik şekillerde ortaya çıkabilmektedir.

Bu tepkiler, devletin vazgeçilmez gelir kaynağı olan vergilerin azalmasına neden olduğundan kamu harcamalarının finansmanını zorlaştırmakta ve devleti borçlanmalara ya da para basmaya mecbur kılmaktadır.

Bahse konu tepkilerden en önemlisi ve önlenmesi gereken ise vergi kaçırma, daha genel bir ifadeyle kayıtdışı ekonomiye kayıştır.

Kayıtdışı ekonomik faaliyetler, kamu gelirlerini azaltmakla birlikte, adaletsiz bir vergi sistemi oluşturmakta, haksız rekabete yol açmakta, kaynakları verimsiz alanlara yöneltmekte, ve ahlaki değerler üzerinde yozlaşma yaratmaktadır. Ayrıca kayıtdışı ekonomi, ekonomik ve mali politikaların üretilme ve uygulanma sürecini baltalamakta ve ticarette haksız rekabete yol açmaktadır.

            Vergiye karşı gösterilen olumsuz tepkilerin bertaraf edilebilmesi için; enflasyonun düşürülmesi,belge düzeninin yerleştirilmesi, vergi oranlarının düşürülmesi, muafiyet ve istisnaların mümkün  olduğunca sınırlandırılarak vergi tabanının genişletilmesi ve vergi yükünün kayıt içinde faaliyet gösteren mükellefler açısından caydırıcı olmaktan çıkarılması,  vergi yönetimi ve denetiminin etkinliğinin sağlanması, risk esaslı denetim anlayışına geçilmesi,
vergi denetimlerinin artırılması, denetim elemanlarının özlük  haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mevzuatın sadeleştirilmesi, mali af çıkarmanın anayasal normlara bağlanması, bürokratik işlemlerin azaltılarak teknoloji kullanımının teşvik edilmesi, vergi cezalarının etkinliğinin artırılması, vergi ahlakı ve bilincinin yerleştirilmesi gibi  çalışmaların yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

KAYNAKLAR

AKTAN, Coşkun Can; DİLEYİCİ, Dilek; SARAÇ, Özgür; Vergi, Zulüm ve İsyan,         Phoenix Yayınevi, Ankara-2002.

AKTAN, Coşkun Can; Kamu Ekonomisi ve Kamu Maliyesi, İzmir-2003.

AKTAN, Coşkun Can; DİLEYİCİ, Dilek; VURAL, İstiklal; Vergileme Ekonomisi ve                Vergi Psikolojisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2006.

AYDEMİR, Şinasi; “Kayıtdışı Ekonomi Üzerine-I”, Vergi Dünyası, Sayı:161, Ocak-1995

AYDEMİR, Şinasi; “Kayıt Dışı Ekonomi Üzerine-II”, Vergi Dünyası, Sayı.162, Şubat- 1995.

BOY, Kadir; “Kayıt Dışı Ekonomi ve Gelir İdaresinin Yeniden Yapılanma Gerekliliği”,             Vergi Dünyası, Sayı:247, Mart,2002.

ÇELİKKAYA, Ali; “Mükelleflerin Vergiye Gönüllü Uyumunu Etkileyen Faktörler”, E- Akademi, Sayı:5, Temmuz-2002.

ÇOBAN, Hilmi; Vergi Mükelleflerinin Vergi Karşısındaki Davranışları Üzerine Amprik            Bir İnceleme: Denizli Örneği, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Denizli-2004.

DEMİR, İhsan Cemil; Mükelleflerin Vergi Karşısındaki Davranışları, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyon-1999.

DEVRİM, Fevzi; TURGAY, Timur; “Türkiye’de Vergi Kayıp ve Kaçaklarının   Önlenmesinde İdare-Mükellef Etkileşimi ve Bağlı Etkileşenlerin Rolü”, E-        Yaklaşım, Sayı:11, Haziran-2004.

DOĞANYİĞİT, Sadettin; “Vergi Kaybının Önlenmesinde Mükellefle Olan İlişkilerin    Önemi”, Yaklaşım, Sayı:41, Mayıs-1996.

DÖNMEZ, Recai; Teoride ve Uygulamada Vergi Afları, Anadolu Üniversitesi İİBF       Yayınları, No:557/92, Anadolu Üni. Basımevi, Eskişehir, 1992.

DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005), Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas            Komisyonu Raporu, DPT Yayınları, Ankara, 2000.

GERÇEK, Adnan; Türkiye’de Vergi kaçakçılığı İle İlgili Mükelleflerin Davranışları ve Tedbirlerin Etkinliği, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Bursa-1996.

GERÇEK, Adnan; YÜCE, Mehmet; “Mükellefin Vergiye Karşı Yaklaşımı Açısından Türk        Vergi Sisteminin Değerlendirilmesi”, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Bursa-1998.

GERÇEK, Adnan; “Türkiye’de Vergi Kayıp ve Kaçaklarının Önlenmesi Açısından Vergi          İdaresinin Sorunları ve Yeniden Yapılandırma Önerisi”, E-Yaklaşım, Sayı:11,          Haziran-2004.

GÜNAY, Ayşe; Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Vergi Gelirleri Üzerindeki Etkisi,    (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir-2000.

İLERİ, Yusuf; “Af Yasaları Özel Nitelikli Birer Vergi Yasası mıdır?”, Dünya, 07.01.2003.

KARAKOÇ, Yusuf; “Hukuki Nedenlerden Kaynaklanan Vergi Kayıp ve Kaçakları        (Düzenleme-Uygulama-Yargılama)”, E-Yaklaşım, Sayı:138, Haziran-2004.

KILDİŞ, Yusuf; “Kayıtdışı Ekonominin Ulusal Uluslar arası Boyutu ve Çözüm Önerileri”,        Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:2, Sayı:2,       2000.

MOĞOL, Tayfun; ÜYÜMEZ, Erkan; “Veri Cezalarının Ekonomik Analizi”, E-Yaklaşım,          Sayı:11, Haziran-2004.

OSMANLIOĞLU, Gaye; Türkiye’de Vergi İdaresi Mükellef İlişkisinin Uyumlaştırılması          Sorunu, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Bursa-1992.

ÖZ, Ersan; “Türk Gelir Vergisindeki  Bazı Vergi Harcamalarının Optimal Vergileme     İlkeleri Açısından Analizi”, Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt:17    Sayı:1, 2002.

Psikolojik ve Sosyal Yönden Yükümlülerin Vergiye Karşı  Tutum ve Tepkileri, (İstanbul İli      Anket Çalışması), İnternet Erişim: http://archive.ismmmo.org.tr/docs/yayinlar/kitaplar/malicozum76_ekkitap/2bolum.pdf (09.04.2007).

SİVEREKLİ DEMİRCAN, Esra; “Türkiye’de Vergi Politikalarının Siyasi Analizi: Siyasi          Değişimin Vergi Kayıp Ve Kaçaklarına Etkisi Üzerine Bir İnceleme”, E-Yaklaşım, Haziran-2004.

http://www.abhaber.com/haber_sayfasi.asp?id=15846 (13.06.2007).

http://archive.ismmmo.org.tr/docs/basin/2007/bulten/24052007_vergimukellef.pdf (13.06.2007).

http://www.belgenet.com/eko/enflasyon.html (12.06.2007).

http://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/GBG/Tablo_14.xls.htm (12.06.2007).

http://216.239.59.104/search?q=cache:aGe_Quz9BoIJ:www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp%3Fupsale_id%3D188033+enflasyon+rakamlar%C4%B1&hl=tr&ct=clnk&cd=3&gl=tr (12.06.2007).

Kemal AKMAZ                                                       Öznur AKYOL

Vergi Denetmeni, E. Tariş Müfettişi                        Dokuz Eylül Üniversitesi

                                                                       Mali Hukuk Yüksek Lisans Öğrencisi

[1] Hilmi ÇOBAN; Vergi Mükelleflerinin Vergi Karşısındaki Davranışları Üzerine Amprik Bir İnceleme: Denizli Örneği, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Denizli-2004, s.60.

[2] Şinasi AYDEMİR; “Kayıtdışı Ekonomi Üzerine”, Vergi Dünyası, Sayı:161, Ocak-1995, s.83.

[3] Yusuf KARAKOÇ; “Hukuki Nedenlerden Kaynaklanan Vergi Kayıp ve Kaçakları (Düzenleme-Uygulama-Yargılama)”, E-Yaklaşım, Sayı:138, Haziran-2004, İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064566.htm (10.04.2007).

[4] Adnan GERÇEK; Türkiye’de Vergi kaçakçılığı İle İlgili Mükelleflerin Davranışları ve Tedbirlerin Etkinliği, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Bursa-1996, s.50.

[5] KARAKOÇ, Yusuf; a.g.m., İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064566.htm (10.04.2007).

[6] Esra SİVEREKLİ DEMİRCAN; “Türkiye’de Vergi Politikalarının Siyasi Analizi: Siyasi Değişimin Vergi Kayıp Ve Kaçaklarına Etkisi Üzerine Bir İnceleme”, E-Yaklaşım, Haziran-2004, İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064555.htm (06.04.2007).

[7] Coşkun Can AKTAN, Dilek DİLEYİCİ, Özgür SARAÇ; Vergi, Zulüm ve İsyan, Phoenix Yayınevi, Ankara-2002, s.119.

[8] Adnan GERÇEK, Mehmet YÜCE; “Mükellefin Vergiye Karşı Yaklaşımı Açısından Türk Vergi Sisteminin Değerlendirilmesi”, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Bursa-1998, s.18.

[9] Yusuf KILDİŞ; “Kayıtdışı Ekonominin Ulusal Uluslar arası Boyutu ve Çözüm Önerileri”, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:2, Sayı:2, 2000, İnternet Erişim; http://www.sbe.deu.edu.tr/Yayinlar/dergi/dergi05/kildis.htm (07.04.2007).

[10] DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005), Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayınları, Ankara, 2000, s.33.

[11] Coşkun Can AKTAN; Kamu Ekonomisi ve Kamu Maliyesi, İzmir-2003, s.174.

[12] http://www.canaktan.org/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/kamu-maliyesi/vergi-sosyopsikoloji.pdf (18.04.2007).

[13] AKTAN, Coşkun Can; a.g.e., s.175.

[14] AKTAN, Coşkun Can; a.g.e., s.175.

[15] Ersan ÖZ; “Türk Gelir Vergisindeki  Bazı Vergi Harcamalarının Optimal Vergileme İlkeleri Açısından Analizi”, Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt:17 Sayı:1, 2002, s.13.

[16] GERÇEK, Adnan; a.g.t., s.54.

[17] Ayşe GÜNAY; Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Vergi Gelirleri Üzerindeki Etkisi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir-2000, s.23.

[18] Şinasi AYDEMİR; “Kayıt Dışı Ekonomi Üzerine-II”, Vergi Dünyası, Sayı.162, Şubat-1995, s.38.

[19] İhsan Cemil DEMİR; Mükelleflerin Vergi Karşısındaki Davranışları, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyon-1999, s.29.

[20] Ali ÇELİKKAYA; “Mükelleflerin Vergiye Gönüllü Uyumunu Etkileyen Faktörler”, E-Akademi, Sayı:5, Temmuz-2002, İnternet Erişim: http://www.e-akademi.org/makaleler/acelikkaya-1.htm (13.04.2007).

[21] Sadettin DOĞANYİĞİT; “Vergi Kaybının Önlenmesinde Mükellefle Olan İlişkilerin Önemi”, Yaklaşım, Sayı:41, Mayıs-1996, s.87.

[22] AYDEMİR, ŞİNASİ; a.g.m, s.42.

[23] Fevzi DEVRİM, Timur TURGAY; “Türkiye’de Vergi Kayıp ve Kaçaklarının Önlenmesinde İdare-Mükellef Etkileşimi ve Bağlı Etkileşenlerin Rolü”, E-Yaklaşım, Sayı:11, Haziran-2004, İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064550.htm (08.04.2007).

[24] Adnan GERÇEK; “Türkiye’de Vergi Kayıp ve Kaçaklarının Önlenmesi Açısından Vergi İdaresinin Sorunları ve Yeniden Yapılandırma Önerisi”, E-Yaklaşım, Sayı:11, Haziran-2004, İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064552.htm (08.04.2007).

[25] Kadir BOY; “Kayıt Dışı Ekonomi ve Gelir İdaresinin Yeniden Yapılanma Gerekliliği”, Vergi Dünyası, Sayı:247, Mart,2002, s.22.

[26] Tayfun MOĞOL, Erkan ÜYÜMEZ; “Veri Cezalarının Ekonomik Analizi”, E-Yaklaşım, Sayı:11, Haziran-2004, İnternet Erişim: http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064554.htm (08.04.2007).

[27] Recai DÖNMEZ; Teoride ve Uygulamada Vergi Afları, Anadolu Üniversitesi İİBF Yayınları, No:557/92, Anadolu Üni. Basımevi, Eskişehir, 1992, s.30.

[28] Yusuf İLERİ; “Af Yasaları Özel Nitelikli Birer Vergi Yasası mıdır?”, Dünya, 07.01.2003, http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display_prn.asp Erişim:20/12/2006.

[29] GÜNAY, Ayşe; a.g.t., s.26.

[30] BOY, Kadir; a.g.m., s.25.

[31] ÇOBAN, Hilmi; a.g.t., s.42.

[32] http://www.akademikbakis.org/12/makale/VOEF.doc (10.04.2007).

[33] Coşkun Can AKTAN, Dilek DİLEYİCİ, İstiklal VURAL; Vergileme Ekonomisi ve Vergi Psikolojisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2006, s.141.

[34] GERÇEK, Adnan; YÜCE, Mehmet; a.g.m., s.34.

[35] KILDİŞ, Yusuf; a.g.m., İnternet Erişim: http://www.sbe.deu.edu.tr/Yayinlar/dergi/dergi05/kildis.htm (07.04.2007).

[36] AKTAN, Coşkun Can; DİLEYİCİ, Dilek; VURAL, İstiklal; a.g.e., s.126.

[37] Gaye OSMANLIOĞLU; Türkiye’de Vergi İdaresi Mükellef İlişkisinin Uyumlaştırılması Sorunu, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Bursa-1992, s.31.

[38] DEMİR, İhsan Cemil; a.g.t., s.11.

[39] Psikolojik ve Sosyal Yönden yükümlülerin Vergiye Karşı  Tutum ve Tepkileri, (İstanbul İli Anket Çalışması), İnternet Erişim: http://archive.ismmmo.org.tr/docs/yayinlar/kitaplar/malicozum76_ekkitap/2bolum.pdf (09.04.2007).

[40] GERÇEK, Adnan; YÜCE, Mehmet; a.g.m., s.41.

[41] http://www.abhaber.com/haber_sayfasi.asp?id=15846 (13.06.2007).

[42] AYDEMİR, Şinasi; “Kayıt Dışı Ekonomi Üzerine-II”,…, a.g.m., s.40.

[43] DEMİR, İhsan Cemil; a.g.t. s.15.

[44] http://archive.ismmmo.org.tr/docs/basin/2007/bulten/24052007_vergimukellef.pdf (13.06.2007).

[45] http://archive.ismmmo.org.tr/docs/basin/2007/bulten/24052007_vergimukellef.pdf (13.06.2007).

[46] Doğan ŞENYÜZ; Vergilendirmede Yükümlü Psikolojisi, Bursa-1994, s.37.

[47] ÇOBAN, Hilmi; a.g.t., s.57.

[48] http://archive.ismmmo.org.tr/docs/basin/2007/bulten/24052007_vergimukellef.pdf (13.06.2007).

[49] ÇOBAN, Hilmi; a.g.t., s.46.

[50] http://archive.ismmmo.org.tr/docs/yayinlar/kitaplar/malicozum76_ekkitap/2bolum.pdf (09.04.2007).

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı