Türk Vergi Sistemi

Uluslararası Vergi Rekabeti

Yazar: Kemal AKMAZ(*)

E-Yaklaşım / Ekim 2007 / Sayı: 51

I- VERGİ REKABETİ NEDİR

Vergi rekabeti, bir bölge veya ülkedeki bireyler ve işletmelere teşvik sağlamak üzere, vergisel ayrıcalıklar kullanarak farklı vergilendirme yetkisine sahip birimler arasında gerçekleştirilen rekabet olarak tanımlanabilir.[1]

Diğer bir tanıma göre vergi rekabeti; “bir ülkenin ulusal ekonomisinin, vergi mükelleflerini tabi tuttuğu vergi yüklerini diğer ülkelerin uygulamakta oldukları oranlara göre azaltması veya düşük tutması suretiyle yerli işletmelerin rekabet gücünün artırması veya yabancı direkt yatırımları kendisine çekmesi yoluyla iyileştirmesidir”[2]. Buna göre, bir ülkenin vergi oranlarını indirimini kendi ülke vatandaşlarına uygulamayıp, yalnızca diğer ülke vatandaşlarına uygulaması durumunda bu tür bir vergi rekabetinin zarar verdiği düşünülmektedir[3].

Diğer yandan, vergi rekabeti kavramını, son yıllarda yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler neticesinde devletlerin, mobilitesi oldukça yüksek olan sermaye ve vasıflı işgücünü kendi topraklarına çekmek amacıyla yürüttükleri vergilendirme politikalarının tümü olarak ifade etmek de mümkündür.

A- YATAY (GLOBAL) VERGİ REKABETİ

Yatay vergi rekabeti kavramı, vergi rekabetinin, farklı ülkeler veya devletler arasında uluslar arası ölçekte gerçekleşiyor olmasını ifade eder. Çalışmamıza esas olan vergi rekabeti türü de yatay vergi rekabetidir.

B- DİKEY (ULUSAL) VERGİ REKABETİ

Vergi rekabetinin, farklı ülkeler arasında değil de, farklı düzeyde idari birimler arasında (federe devletler) gerçekleşiyor olması durumunda ise dikey bir vergi rekabeti söz konusudur.

Diğer yandan, Ulusal vergi rekabetinin de kendi içinde, yatay ve dikey vergi rekabeti olarak ikiye ayrıldığı, yatay vergi rekabetinin aynı düzeydeki (örneğin eyalet, federe devlet gibi) vergilendirme yetkisine sahip erkler arasında rekabeti, dikey vergi rekabetinin ise, farklı düzeylerdeki (merkezi idare ve bağlı devletler veya eyalet gibi) idareler arasındaki aynı vergi konusunun vergilenmesi halinde doğan rekabeti ifade ettiği de belirtilmektedir.

Vergi rekabeti kavramı yatay-dikey ayırımının yanında yararlı-zararlı vergi rekabeti olarak da ikiye ayrılmaktadır.

C- YARARLI VERGİ REKABETİ

Vergi rekabeti, hükümetleri kamu harcamalarını makul bir düzeye düşürmeye ya da düşük düzeyde tutmaya ve ülkedeki toplam vergi yükü ile kamusal hizmet sunumu arasında optimal bir denge hurmaya zorlamaktadır. Bu tür vergi rekabeti yararlı vergi rekabeti olarak kabul edilmektedir.

D- ZARARLI VERGİ REKABETİ

Bir ülke, vergi rekabeti sonucunda diğer ülkelerin vergi tabanı (örnek olarak, sadece yabancı şirketlere düşük vergi oranı sağlayarak) haksız bir biçimde iktisap ederek negatif vergisel dışsallıklar yaratıyorsa buna zararlı vergi rekabeti denir.

1998 yılında OECD tarafından yayınlanan Zararlı Vergi Rekabeti: Yükselen Bir Küresel Konu (Harmful Tax Competition: An Emerging Global Issue) isimli Rapor vergi rekabetinin 6 önemli negatif dışsallığının bulunduğunu belirtmektedir:[4]

– Finansal ve dolayısıyla reel yatırım hareketlerini bozar,

– Vergi sistemlerinin dürüstlük ve adaletini bozar,

– Mükellefleri vergisel yükümlülüklere uyum konusunda isteksizleştirir,

– Vergi idaresinin maliyetlerini ve mükelleflerin uyum maliyetlerini artırır,

– Vergilerle kamu harcamalarının arzulanan düzeyini ve bileşimini değiştirir,

– Vergi yükünün daha az hareketli matrahlar (işgücü, gayrimenkul, tüketim) üzerine kaymasına neden olur.

II- VERGİ REKABETİNİN UNSURLARI

Vergi rekabeti için yapılan tanımlamalara dayanılarak vergi rekabetinin üç unsurunun olduğunu söylemek mümkündür. Bu unsurların;

– Birincisi; vergi rekabetinin birey ve işletmelerin uluslar arası rekabet gücünü artırmak sureti ile yabancı yatırımların ülkeye çekilmesine yönelik uygulamalar bütünüdür. Vergide rekabetçi olabilmek adına ihdas edilecek yasal düzenlemelerin, bu yasal düzenlemelerin yapıldığı ülkede yaşayan bireylerin ve o ülkede faaliyet gösteren işletmelerin elde edecekleri vergisel avantajlar sayesinde başka ülkelerde bulunan rakipleri karşısında rekabet güçlerini artıracakları düşünülmektedir.[5]

– İkincisi; vergi rekabetinin uluslar arası rekabeti içereceğine ilişkindir. Uluslar arası vergi rekabeti kavramı, bir ülkenin uyguladığı vergilendirme politikalarının diğer ülkeleri etkileyerek, etkilenen ülkelerin daha iyi veya daha kötü durumda olmaları durumu için kullanılmaktadır. Vergi rekabetinde bireyler veya işletmeler vergisel anlamda kendileri için daha uygun olan ülkeye gideceklerdir[6].

– Üçüncüsü ise; vergi rekabeti sonucunda sağlanacak vergi avantajlarının çeşitli vergisel teşvikler ile gerçekleştirilmesidir. İşletmelerin yatırım yeri belirlemeye yönelik kararlarında vergi dışı faktörler de etkili olmakla birlikte, diğer şartlar aynı kalmak kaydı ile (ceteris paribus), özellikle dolaysız vergilerin çok önemli bir yer tuttuğu belirtilmekte ve yatırım kararlarının vergi politikalarına duyarlı olduğunun ampirik veriler ile de kanıtlandığı ifade edilmektedir[7].

III- VERGİ REKABETİ YARATILMASININ NEDENLERİ

Her geçen gün daha da fazla küreselleşen dünya üzerinde ulusal ekonomiler, gittikçe daha fazla birbirlerine entegre olmakta, bu durum hem küreselleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkarken aynı zamanda küreselleşmenin daha da büyümesine sebep olmaktadır. Ülke ekonomilerinin büyük bir hızla birbirleri ile entegre olma hareketleri, üretim faktörlerinin özellikle sermayenin ve vasıflı işgücünün akışkan olma özelliklerinin daha fazla ortaya çıkması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Küreselleşmenin bir sonucu olarak özellikle sermayenin ve vasıflı iş gücünün mobilitesi artması ülkeler arası vergi rekabetinin artmasına neden olmuştur.

A- SERMAYENİN MOBİLİTESİNİN ARTMASI

Yabancı sermayenin, bütün ülkeler, özellikle kalkınma sürecinde bulunan ülkeler için önemi son derece büyüktür ve bu üretim faktörünün istihdam artırma, milli gelire olumlu katkı sağlama ve ileri teknolojiye erişim imkanı sunma gibi olumlu etkileri nedeni ile ülkeler, yabancı sermaye yatırımlarının önündeki engelleri önemli ölçüde kaldırmışlardır. Geçtiğimiz son otuz yıl içerisinde ise ülkelerin büyük bir çoğunluğu kambiyo kontrollerini ortadan kaldırmak sureti ile sınırlarını yabancı sermayeye büyük ölçüde açmışlardır. Ayrıca ülkelerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri ikili yatırım ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları gibi faaliyetler de yabancı yatırımların dünya üzerinde artış göstermesine neden olmuştur.

Meselenin gözümüzde daha iyi canlandırılabilmesi için gerçek hayattan çeşitli örnekler sunabiliriz [8]:

– İrlanda, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, Avrupa’nın toplam ekonomik büyüklüğü GDP içinde yüzde 9’luk paya sahiptir, ancak cazip vergi rejimleri sayesinde ABD orijinli doğrudan yabancı yatırımların yüzde 38’ini çekmişlerdir.

– Almanya’nın 1989’da yurtiçi faiz gelirlerine uyguladığı yüzde 10 vergi kesintisi tasarrufların büyük ölçüde Lüksemburg’a kaymasına neden olmuştur.

Diğer taraftan serbest dolaşan sermaye, düşük oranlı vergi düzenlemelerinin hakim olduğu ülkelerde verdi ödeyip, daha yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerin sunmuş olduğu kamusal hizmetlerden yararlanmak suretiyle hareketliliği az olan vergi ödeyicilerinin üzerinden kazanç sağlar.[9]

B- VASIFLI İŞGÜCÜNÜN MOBİLİTESİNİN ARTMASI

Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi yanında işgücünün de serbest dolaşımını sağlamaya yönelik hukuki ve siyasi gelişmeler, özellikle vasıflı işgücünün uluslar arası piyasalarda belirli standartlarda bilgi ve deneyim şartını da sağlayarak hareketli hale gelmesini sağlamıştır. OECD verilerine göre, dünyada 2000’li yılların başında artan göç trendi içinde siyasi ve aile birliği amaçlı göçün yanı sıra ekonomik amaçlı göç konusunda önemli bir artışın gözlendiği ifade edilmektedir[10].

Ayrıca gelecekte, işgücünün mobilitesinin oldukça yüksek olduğu bölgesel entegrasyonlar içerisinde, aynı dil, din ve bunlara bağlı olarak aynı kültüre sahip ülkeler arasında vasıflı işgücünü çekmeye yönelik rekabetin ivme kazanacağı söylenmektedir.

İşgücü açısından olaya bakıldığında da yine özellikle iyi eğitimli ve yüksek gelir düzeyine sahip işgücünün vergisel kaygılarla göç ettiğini görmekteyiz. Örnekleyecek olursak[11];

– Yıllarca çok sayıda iyi eğitimli ve İngilizce konuşan genç İrlandalı daha iyi bir hayat standardı için İngiltere ve Amerika’ya göç etti. Fakat, İrlanda’nın kurumlar vergisi oranlarında yaptığı önemli indirimlere ek olarak kişisel gelir vergisi oranlarında da indirimler sağlaması sonucunda dışarı göç tersine döndü. İrlanda günümüzde yıllık net 20.000 kişiden fazla göç almaktadır. Bu İrlanda’nın beyin göçü meselesine vergi indirimleri ile getirilen bir engeldir.

– Vergi rekabetinin etkilerini, pek çok ünlü sanatçı ve sporcunun karıştığı olaylarda da görmekteyiz. 1999’da Fransa’da süpermodel seçilen Latelia Casta, Fransa’daki yüksek vergilerden kurtulmak için İngiltere’ye yerleşti. Benzer şekilde, vergisel kaygılarla Luciano Pavarotti’nin ikametgahını Monte Carlo’ya, ünlü tenisçi Boris Becker’in ise ikametgahını önce Monaco’ya, daha sonra İsviçre’ye kaydırdığını görmekteyiz.

C- VERGİ CENNETLERİNİN ORTAYA ÇIKMASI

Vergi cenneti kavramını bütün boyutları ile ortaya koyabilecek tek ve kesin bir ölçütün bulunmayışı sebebi ile bu kavramın uluslar arası kabul edilebilir bir tanımının henüz yapılmamış olmasına rağmen, vergi cennetlerinin öğretide tanımları yapılmaktadır[12]. Vergi cenneti ülkelerin, üretici vergi cennetleri ve geleneksel vergi cennetleri olarak iki gruba ayrıldıkları, üretici vergi cenneti ülkelerin, üretim faaliyetlerinden elde edilen gelirlere, fiziksel yatırım ve ekonomik faaliyetleri ülkelerine çekmek gayesi ile çok düşük oranda vergi uyguladıkları, geleneksel vergi cenneti ülkelerin ise, vergiden kaçınma ve/veya vergi kaçırma amacı olan birey ve kurumlara ücreti karşılığında bir hizmet sundukları ifade edilmektedir[13]. Bir başka tanımda ise vergi cennetinin, diğer ülke veya bölgelere kıyasla tüm veya bazı gelir unsurlarına düşük veya sıfır oranlı vergi uygulayan ve belirli ölçülerde banka veya ticari mahremiyet uygulayan idari birimler olarak gösterildiği göze çarpmaktadır. Vergi cennetlerinin özelliklerine bakacak olursak[14] ;

– Vergi olmaması veya nominal vergi olması.

– Bilgi değişiminden kaçınılması.

– Sistemin şeffaflıktan yoksun olması.

– Belirli bir düzeyde faaliyette bulunma gerekliliğinin olmamasıdır.

Diğer bir tanıma göre vergi cenneti yukarıdaki kriterleri karşılayan veya olmayan/sözde olan bir genel vergi sistemine sahip olan ya da vergilendirilmemiş/sözde vergilendirilmiş off-shore sektörünün ekonomiye hakim olduğu önemli ve yaygın ayrıcalıklı rejimlere sahip olan küçük yüzölçüme sahip yerlerdir.[15]

D- TERCİHLİ VERGİ REJİMLERİ

Tercihli vergi rejimlerinde, ülkeler hareketliliği yüksek olan finansal ve diğer hizmet faaliyetlerini çekebilmek için “tahrip edici tercihli vergi rejimleri” (harmful preferential tax regimes) oluştururlar. OECD’nin 1998 yılı Raporu’nda bu rejimlerin genel vergi kanununda veya idari uygulamalarda ya da genel vergi sisteminin çerçevesi dışında vergi dışı düzenleme ile oluşturulmuş olabileceği belirtilmiştir.

Birçok durumda tercihli vergi rejimi, sınırlar arasında sermaye akımlarını belirli bir yol üzerinden göndermek için bir kanal olarak işlemesi amacıyla özel olarak dizayn edilmiş olabilir. Tercihli vergi rejimlerinde genellikle finansal ve diğer hizmet faaliyetleri gibi vergi farklılıklarına cevap olarak çok kolay bir şekilde kayabilen ekonomik faaliyetleri çekmek hedeflenir. Tercihli vergi rejimlerinin varlığı ev sahibi ülkenin iç piyasasında arz ve talebi olmayan veya az olan faaliyetlerin konuşlanmasını teşvik edebilir [16].

OECD’nin 1998 yılında yayınladığı Raporda tahrip edici tercihli vergi rejimlerinin belirleyici özellikleri vurgulanmıştır:

– Sıfır ya da düşük vergi oranları

– Rejimin konuluş amacının korunması (Ring-fencing of regimes)

– Şeffaflık eksikliği

– Etkin bilgi alışverişinin eksik oluşu

OECD Raporu’nda sayılan 4 ana kriter yanında tahrip edici tercihli vergi rejimlerini belirleyebilmek amacıyla yararlanılabilecek ilave 6 yan kriter daha konulmuştur:

– Yapay olarak tanımlanmış (yapay gerekçelere dayanan) istisna ve indirimler içeren vergi matrahı,

– Uluslararası transfer fiyatlaması kurallarına bağlı kalınmaması,

– Yurt dışı kaynaklı gelirlerin vergiden istisna edilmesi,

– Vergi oranlarının veya matrahın pazarlığa tabi olması,

– Bilgi değişimi konusunda gizlilik kurallarının uygulanması,

– Çok sayıda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının bulunması[17]

IV- ÜLKELERİN VERGİ REKABETİNE BAŞVURU NEDENLERİ

Ülkelerin vergi rekabetine (yararlı vergi rekabeti) başvurma nedenleri şöyle sıralanabilir:

– Vergi rekabeti mali disiplini sağlar: Ulusal vergi matrahı üzerinde hükümetlerin tasarruf gücü, vergi sistemlerini kendi çıkarları için manipüle etmek isteyen partiler ve çıkar gruplarına fırsat verebilir. Bu durum bir yandan kamusal mallar dolayısıyla kamu harcamalarında aşırılık tehdidine diğer yandan mali yönden güçlü bir azınlığın lehine vergi yükünün yeniden dağılımına neden olabilir. Uluslararası rekabet baskısı, devletleri vatandaşlarına kamu hizmetleri ve vergi yükünü daha adil dağıtma yönünde baskı unsuru olabilir

Mali disiplinin sağlanması ise, başlıca üç şekilde yapılabilir. Birincisi kamu kurumlarının etkin organizasyonu, İkinci olarak sunulan kamusal malların azaltılması ve üçüncüsü vergi matrahı ve vergi oranları kadar, farklı vergi türleri arasında makul bir dengenin sağlanmasıyla gerçekleştirilebilir.

– Uluslararası vergi rekabetinin arkasında yatan kilit düşünce verginin “tarafsızlığı”dır. Kaynak dağılımında etkinliği sağlayan temel faktör verginin tarafsızlığıdır. Ekonomistler genel olarak ekonomik kararları bozmayan vergi sistemini desteklemektedirler Vergilerin tarafsızlığı bozan etkileri, vergi teşvik önlemleriyle giderilebilir. Böylece piyasada oluşan kaynak dağılımının ekonomik ve sosyal hedefler doğrultusunda değiştirilmesi mümkün olabilir.

– Ayrıca adil bir vergi rekabetinin, ekonomik etkinlik sağlaması ve fiyatlar genel düzeyini düşürmesi nedeniyle yararlı olduğu ileri sürülmektedir.[18] Hükümetler ekonomik çöküntü, bunalım tehdidiyle yükümlülerin zor duruma düşmelerini önlemek üzere de vergi rekabetini sağlayıcı önlemler alabilirler. Örneğin işsizlik sözkonusu olduğunda, vergi rekabeti için bir ilave teşvik sağlanabilir. Böylece hükümetler oluşacak ilave sermaye ile yaratılan istihdamdan faydalanacaklardır.

– R. Teather, tüm rekabet şekilleri faydalı olduğu için vergi rekabeti de faydalıdır demiştir. Monopol, tüketicinin istediğinden daha az üretim ve etkinsizliği teşvik eder. Monopol olarak arzcı konumunda olan devlet, doğal olarak etkinsiz olabilir.

Vergi rekabetinin işleyişi, emek ve sermaye piyasalarındaki rekabetle aynıdır. Vergi rekabeti de, tıpkı emek ve sermaye faktörünü ülkeye çekmek için ülkeler arasında; serbest emek piyasasında emeği istihdam edebilmek için işverenler arasındaki, bir rekabete veya bir serbest sermaye piyasasında finansman kaynakları için işletmeler arasında rekabet yaratılmasına benzer şekilde oluşur. Vergi rekabetinde, yükümlüler (ya yatırımcı, şirket ya da çalışanlar) daha uygun bir vergi sistemine sahip ülkeye gidebilirler. Tüm rekabet türleri için avantajlar aynıdır. Özetle tüketici talepleri için daha fazla etkinlik ve daha büyük tatmin sağlamaktır.[19]

– Bir ülkedeki çok uluslu şirketlerin hedefi, sadece bulundukları ülkede mevcut olan iş gücünü elde tutmak değil, aynı zamanda diğer ülkelerde mevcut olan özellikle vasıflı işgücünü de yatırımlarının bulunduğu ülkeye çekebilmektir. Çünkü çokuluslu bir girişimci olmayı seçen bir firmanın, sadece yatırımda bulunduğu ülkenin yerli pazarına hizmet etmek için bir fabrika kurması, çok nadir rastlanan bir uygulamadır. Tersine çokuluslu girişimler, çevre ülkelerdeki tüketicilere de mal ve hizmet sunma temeline dayalı olarak kurulurlar. Bu durum uluslararası düzeyde rekabetçi vergi sistemini gerektirir.

– Vergi rekabeti sayesinde kaynakların daha etkin dağılımı ve kullanımı sağlanarak dünya genelinde refah ve yaşam standardı yükseltilebilir.

– “Yararlı” vergi rekabeti hükümetleri, kamu harcamalarını makul bir düzeyde olmak koşuluyla mümkün olduğunca düşük tutmaya yöneltecektir. Bu durum hükümetleri, vergi yükümlülerinin toplam vergi yükü ile aralarında sosyal altyapı yatırımlarının bulunduğu kamu hizmetlerinin kabul edilebilir bir düzeyi arasında uygun bir dengeyi bulmaya zorlar.

– Aynı vergiler her ülke için aynı sonuçları vermeyebilir. Örneğin aynı satış vergileri tüm bireyler için aynı etkilere sahip değildirler. Zengin yerleşim yerlerindeki tüketiciler bu vergilere daha kolay katlanabilirlerken, marjinal yerleşim yerlerindekiler için katlanma daha zor olabilmektedir. Tek bir uygulama daha fakir komşu, bölge ve toplumları cezalandırmayla sonuçlanabilir.Bu nedenle tam vergi harmonizasyonu gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde ne istenmekte ne de uygulanabilir olmaktadır.

– Uzun dönemde vergi rekabeti, sadece ulusal bütçede disiplin ve kontrol etkisine sahip olmayacak aynı zamanda, ulusal yasal düzenlemelerin spontane yakınlaşmasına yol açabilecektir. Vergi rekabetiyle vergilerin, kamu hizmetleri ve vergi yükleri arasında dengeli bir ilişkiyi temsil eden bir düzeye inmesi sağlanacaktır. Bu spontane yakınlaşmanın avantajı, bir yandan ülke bireylerinin lehine efektif vergi yükünün yansıması, diğer yandan vergi türleri, vergi matrahı, vergi oranları ve vergi uygulamalarında çok düşük bir düzenlemeyle yasal vergi sisteminin niteliği, vatandaşların ve girişimcilerin kararlarını en az bozan bir yönde optimalize edilecektir.[20]

V- VERGİ REKABETİNİ ETKİLEYEN UNSURLAR

Vergi rekabetinin etkisi çeşitli unsurlara göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu unsurlar şöyle sıralanabilir:

– Eğer bir ülkede sermayenin vergilemesinde varış veya yerleşilen ülke esasına dayalı bir vergileme mevcutsa politik süreç içinde vergi rekabetinin marjinal etkinlik maliyeti sıfır olur .

– Vergi rekabetinden beklenen sonuçlar konusunda ülkeler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Yapılan ampirik çalışmalar, daha büyük ülkelerin vergi rekabetinden daha fazla kazanç sağlayabileceklerini göstermişlerdir. Bunun temel nedeni, daha büyük ülkenin daha fazla pazar gücüne sahip olması ve sonuç olarak daha yüksek ticaret/tüketim vergisi dengesi kurabilmesidir

– Hükümetler çok daha kârlı projeler için vergi rekabetini teşvik ederler. Çünkü böyle projeler ya daha fazla sosyal faydalar yaratırlar ya da daha hareketlidirler. Dolayısıyla daha yüksek düzeyde kârlı firmaların hareketlilik derecesi, daha düşük kârlı firmalarınkinden fazladır.

– Belirli sektörler vergisel teşviklere özellikle Avrupa gibi açık pazarlarda diğer sektörlere göre daha fazla duyarlıdırlar. Kısmen de hareketli ekonomik faaliyetler (mali, sigorta ve kiralama faaliyetleri gibi) ve nitelikli emekler (şirket yöneticileri, uzmanlar ve araştırmacılar gibi), olumlu vergi rejimlerinden daha fazla etkilenirler. Çünkü bunlar diğer ülkelere kolaylıkla gidebilirler.

– Vergi rekabetinden doğan kayıplar simetrik olarak dağılmayabilir. Kısmen küçük ülkeler, uluslararası hareketli sermaye üzerinde daha fazla rekabet edebilirler. Çünkü bu ülkeler, daha düşük vergi oranına sahip olacaklarından dünyadaki portföy sermaye stoklarının oransal payından daha fazlasını ülkelerine çekebileceklerdir. Sonuç olarak küçük ülkeler, büyük ülkelerden daha fazla kişi başına portföy şeklindeki sermaye kullanımına sahip olabileceklerdir. Tersine yabancı doğrudan yatırımlar için rekabette büyük ülkeler piyasa büyüklüğü nedeniyle daha avantajlıdırlar (eğer pazarlar arasında işlem maliyeti var ise).

– Yatırım türleri arasında yer alan porföy yatırımları, vergilere karşı daha fazla duyarlılık göstermektedirler.

VI- VERGİ REKABETİNİN SONUÇLARI

Önceleri, devletlerin vergilendirme yetkilerinin sınırları üzerinde yapılan çalışmalar, yalnızca o ülkenin durumuna göre değerlendirilmekteyken, son yıllarda tüm dünyada yaşanan ekonomik gelişmeler ve bunun sonucu olarak artan küreselleşme neticesinde, bir ülkenin vergilendirme ile ilgili yasal düzenlemelerinin, diğer ülke mali ve ekonomik yapılarını nasıl etkileyeceği de sorgulanmaya başlanmıştır[21].

Bununla birlikte bazı yazarlar, bir devletin, üretim faktörlerini ülkesine çekmek gayesi ile sahip olduğu vergi toplama yetkisini, yine kendi vergi politikaları uyarınca kısıtlamasının, bir anlamda da vergi arbitrajları yaratmasının, sahip olduğu egemenlik gücünü piyasaya teslim ettiğinin ve bu gücünü kendi kendine kısıtlamak suretiyle de vergi politikalarının vergi mükellefleri tarafından dikte edilmesine razı olduğu sonucunun ortaya çıktığını öne sürmektedirler[22].

Genel olarak vergi rekabetinin zararlı olduğunu düşünenler olduğu gibi, vergi rekabetinin hem işletmeler hem de ülkeler için olumlu sonuçlar vereceğini düşünenler de vardır.

Bununla birlikte vergi rekabetinin etkisini ölçmek çok zordur. Bunun nedenleri,

– Vergi sistemleri çok karışıktır ve kapalı olma eğilimindedir.

– Vergi oranlarının yanı sıra vergi kaynaklarının yer seçiminde etkili olan bir çok faktör vardır. Bunlar özellikle kamu harcama kararları ve diğer yer seçim faktörleridir.

– Kamu harcamalarında verginin karşılığı olarak ne kadar fayda elde ediliyor bunu bilmek zordur. Bir vergi sisteminin ne kadar fayda vergilemesine benzeyeceğini söylemek zordur ve bu bilgi olmaksızın vergi rekabetinin iyi veya kötü olduğunu söylemek zordur. [23]

Vergi politikalarının yanı sıra yürürlükte olan başka devlet politikaları da vardır. Bunlar ayrı bir şekilde vergi rekabetinin etkilerinin açıkça algılanmasını zorlaştırır.[24]

A- VERGİ REKABETİNİN OLUMLU SONUÇLARI

1- Bireyler ve İşletmeler Bakımından

Vergi rekabetinin yararlı olduğunu savunan kimselere göre, bu rekabet, devletlerin vergileme yetkilerini kötüye kullanmalarını bir ölçüde engelleyebilir ve vergi oranlarını aşağı çekmeleri konusunda baskı oluşturabilir[25] .

Gerçekten de vergi sistemlerinin birbirleri ile etkileşimleri sonucunda, belli başlı ülkelerin hemen tamamına yakınında verginin tabana yaygınlaştırılarak oranların düşürülmesi sürecine az yada çok tanık olunmuştur[26].

Devletler ve eyaletler arasında yaşanan vergi rekabeti, vatandaşlara daha iyi hizmet sunulmasını sağlar. Devletler, üretim faktörlerinin daha düşük oranda vergilendirildiği ülkelere kaymasını önlemek için hem vergi oranlarını azaltacaklar hem de, sınırlı kaynaklarla daha kaliteli hizmet sunma gayreti içinde olacaklardır.

Vergi rekabeti nedeni ile vatandaşlara yerleşim özgürlüğü sağlanmış olacağından vatandaşlar kendilerine daha iyi hizmet sunan yerleşim bölgelerini tercih edebilirler. Bu durumda eyalet ve yerel yönetimler vatandaşların istek ve tercihlerine karşı daha duyarlı olma ihtiyacı hissederler.

2- Ülke Ekonomileri ve Maliye Politikaları Açısından

Global piyasaların tam rekabet koşullarına sahip olması şartı ile vergi rekabetinin ekonomik perspektif açısından hükümetlerde etkinliğe ve herkes için olası en yüksek refah düzeyine yol açabileceği, önemli yayılımcı etkilere sahip bazı kamu harcama türlerinin vergi rekabetinin aşırı boyutlara ulaşmasını önleyeceği düşüncesi, minimum düzeyde vergi rekabetinin, kamu harcamalarını kendiliğinden sınırlandıracağı nedeni ile istenebilir olduğunu düşünen kimi yazarlar tarafından ifade edilmektedir[27].

Örneğin uluslar arası kamusal mal ve hizmetlerin[28] veya, Dünya üzerindeki bütün bireyler tarafından elde edilebilen, tüketiminde rekabetin ve kısıtlamanın bulunmadığı, herkesin yararlanabildiği ve finansmanının da global olarak sağlandığı global kamu malları[29], bu harcama türlerine örnek olarak gösterilebilir.

Sağlık, çevre, bilgi, ekonomik ve finansal yönetim, güvenlik ve barış gibi global kamu malları[30], sadece bu malları üreten ülkeyi değil, tüm insanlara fayda sağlayabilir. Vergi rekabetini savunanlar, sermaye üzerine konan yüksek oranlı vergilerin, sermayenin uçup gitmesine ve bunun sonucu olarak da yurt içi üretimin, ücretlerin ve gelirin azalmasına sebep olacağını ileri sürerek, uygulanan düşük vergiler sonucunda ülkeye sermaye ve vasıflı işgücü girişi olacağı için, üretimin ve gelirin artacağını bunun da doğal olarak vergilenebilir matrahı artıracağını düşünmektedirler. Bu kimseler, İrlanda’nın, 2000 yılında 3.8 Milyon nüfusuyla, Japonya’dan ya da İtalya’dan daha fazla doğrudan yabancı sermaye çekmesinin temel nedeni olarak imalat, finansal hizmetler ve diğer alanlarda uygulanan % 10 seviyesinde kurumlar vergisi oranını örnek olarak göstermektedirler. Birleşmiş Milletlere göre ise İrlanda, son dönem büyüme ve rekabet performansı ölçütlerine göre gelişmiş ülkeler arasında en dinamik ülke olarak gösterilmektedir[31].

Ayrıca, iç tasarrufları yetersiz ve girişimcilerinin deneyimi az olan, yenilik yaratamayan, yeterli ve gerekli tecrübeye sahip vasıflı işgücü bulmakta zorlanan ülkelerde, gerekli finansmanın sağlanması ile ileri teknolojinin ülkeye girerek mevcut işgücüne de vasıf kazandırılması ile, az gelişmiş ülkelerde olduğu kadar gelişmekte olan ülkelerde de kalkınmada hız kazanmanın mümkün olabildiği somut olarak kanıtlanmıştır[32].

B- VERGİ REKABETİNİN OLUMSUZ SONUÇLARI

1- İşletmeler ve Bireyler Açısından

Vergi rekabetinin işletmeler ve bireyler açısından belki de en büyük zararı, vergi rekabetinin daha az hareketli olan üretim faktörleri üzerindeki vergi yükünün artmasına sebep olabilmesidir. Kamu harcamalarının en önemli kaynağı vergiler olduğuna göre, vergi rekabeti sonucu mobil üretim faktörleri üzerindeki vergi yükünün azaltılması, devletleri mobil olmayan üretim faktörleri üzerindeki vergi yükünü artırma yönünde bir tercihe yöneltecektir[33]. Mobilitesi en yüksek olan üretim faktörünün sermaye olması ve bunun da genel olarak zaten refah düzeyi yüksek olan kişi ve grupların ellerinde olması, üstelik vergi rekabeti uygulamaları sonucunda bu kimselerin, diğer üretim faktörlerine sahip birey ve işletmeler karşısında vergisel avantaja, yani bir anlamda vergi arbitrajı fırsatlarından istifade edebilme imkanına sahip olmaları, zaten dengesiz olan gelir dağılımını bu kimseler lehine daha da bozabilir. Ayrıca, sermaye mobil iken emek mobil değilse, vergi sisteminde sapmalar otaya çıkar. Vergi rekabeti emek üzerindeki vergi yükünü arttırır ve bu durum işsizliği şiddetlendirir.

Öte yandan, yukarıda belirtilen eleştirel düşüncelere karşı olan görüşlere göre ise, işgücünün vergi rekabeti konusu dışında tutulmasını gerektirecek bir neden olmadığı, sermeyenin yer değiştirmesinin kişinin ailesini vergi cennetlerine taşımasından daha kolay olduğu ancak, bu durumun yalnızca işgücü üzerindeki vergi rekabetinin etkisini zayıflatacağı ileri sürülmekte ardından da, vergi rekabetinin amacının devletleri daha fazla vergilendirecek alan aramak yerine, harcamalarını azaltmaya teşvik etmek olduğu belirtilmektedir[34].

2- Ülke Ekonomileri ve Maliye Politikaları Açısından

Vergi rekabetine karşı olanlar, özellikle devletlerin gelir dağılımının düzeltilmesi konusundaki kudretlerini kaybedeceklerini, küreselleşen dünya üzerinde sınırların açılması ile birlikte yüksek oranda vergilendirilen birey ve işletmelerin vergisel anlamda daha uygun yerler arayışına gireceklerini, bu durumun ise, doğal olarak sermayenin ve vasıflı işgücünün çıktığı ülke açısından vergi kaybına yol açacağını savunmaktadırlar[35].

Ayrıca, globalleşme sonucu artan vergi rekabetinin vergi kaçakçılığı ve vergiden kaçınma yollarını arttırması nedeniyle ülkelerin vergi gelirlerini olumsuz yönde etkileyeceği, sınır ötesi sermeye hareketlerinin artmasının, elektronik ticaretin gelişmesinin, uluslar arası şirketler tarafından kullanılan transfer fiyatlaması uygulamalarının artmasının ve karmaşıklaşmasının,vergi cenneti ve tahrip edici vergi rejimi uygulamalarının, ülkelerin vergi toplama kapasitelerinin azalması sonucunu doğuracağı da belirtilmektedir[36].

Bazı yazarlar da, kamu maliyesi bağlamında vergi rekabetinin; mobil üretim faktörlerinin daha az oranda vergilendirilecekleri ülkelere doğru kaymalarının, bu faktörlerin optimal ölçüde kullanımını önleyebildiğini ileri sürmektedirler[37].

Vergi alanındaki yarışın bir başka ülkenin zararına olacak şekilde yürütülmesi halinde, vergi rekabetine maruz kalan ülkelerin vergi gelirlerinde önemli tahribatlar meydana gelebileceği ticaret ve yatırım kararlarının prensip olarak ekonomik gerçeklere dayandırılması, bu tür kararlarda vergisel faktörlerin birincil derecede etkin öğe olmaması gerektiği de ifade edilmektedir[38].

Vergi rekabetinin 6 önemli negatif dışsallığının bulunduğu ise, 1998 yılında OECD tarafından yayınlanan, “Zararlı Vergi Rekabeti: Yükselen Bir Küresel Konu (Harmful Tax Competition: An Emerging Issue)” isimli raporunda belirtilmektedir. Söz konusu rapora göre zararlı vergi rekabeti;

– Finansal ve dolayısı ile reel yatırım hareketlerini bozar,

– Vergi sistemlerinin dürüstlük ve adaletini bozar,

– Mükellefleri vergisel yükümlülüklere uyum konusunda isteksizleştirir,

– Vergi idaresinin maliyetlerini ve mükelleflerin uyum maliyetlerini artırır,

– Vergiler ile kamu harcamalarının arzulanan düzeyini ve bileşimini değiştirir,

– Vergi yükünün daha az hareketli olan üretim faktörleri(işgücü, gayrimenkul, tüketim) üzerine kaymasına neden olur.

Raporun bakış açısına göre, vergi rekabetinin zararlı uygulaması, bir ülkenin vergi politikasının başka bir ülkenin vergi tabanını etkilemesi durumunda ortaya çıkmaktadır ve bu tür etkilere “taşma etkileri” denmektedir[39].

3- Vergi Rekabetinin Vergi Erozyonuna Yol Açması

Vergi rekabetinin en bilinen ve ilk göze çarpan zarar verici sonucunun, fiscal değer kaybı olduğu düşünülmekte, bir veya birden fazla ülkenin vergi kaybına neden olunması, bu ülkelere giren sermaye yatırımlarının azalması sonucunu doğurarak bu ülkelerde vergi tabanının erozyona uğramasına sebep olacağı, hatta vergi rekabetinin nihai olarak vergi oranını sıfıra kadar düşürülmesine neden olabileceği bile ifade edilmektedir[40].

Uluslar arası ekonomi yazınında son yıllarda gündeme gelen “komşuyu zarara sokma” kavramı, vergi rekabeti ile ilgili değerlendirmelerde kilit unsurlardan birisini oluşturmaktadır. Vergi politikalarında bir ülke vergi yükünü düşürerek diğer ülkelerin yatırımlarını kendisine cezp ettiği taktirde, “komşuyu zarara sokma politikası” gündeme gelmektedir. Bu nedenle bu tür politikalar için “vergi ihracatı” (tax exportation) terimi de kullanılmaktadır[41].

Vergi rekabetinin literatürde “komşunun zarara sokulması” olarak adlandırılan bu önemli olumsuz sonucu, vergi rekabetinde sermaye ithal eden ülkenin gelirlerinin, sermayeyi ihraç eden ülkenin gelirlerindeki azalma kadar artmamasıdır. Bir ülke, vergi rekabeti sonucu başka ülkelere doğru akan mobil üretim faktörlerini tekrar kendi egemenlik sahasına çekebilmek için daha fazla vergi indirimlerine gitmek zorunda kalacak, bu durum ise yatırımlardan elde edilen kamu gelirlerinin ciddi bir oranda düşmesine neden olacaktır. Ayrıca, bahsedilen bu durum, vergi oranlarının giderek sıfıra kadar düşmesine neden olabileceğinden, söz konusu kamu gelirleri ile sağlanan kamu hizmetlerinin kalitesinin de düşmesi sonucunu beraberinde getirebilecektir[42].

VII- SONUÇ

Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü gelişmeler, bu gelişmelerin, bireyleri ve doğal olarak da, uluslararası toplumları kökten etkileyebilme gücüne sahip olmalarına neden olmuştur. Küreselleşmenin en büyük sebebi olarak gösterilen bu yeniliklerin[43], dünya üzerindeki hemen tüm devletlerin maliye politikalarına ilişkin kararları almaları esnasında, diğer ülke maliye politikalarını da belirleyici bir unsur olarak dikkate almaları sonucunu doğurmuş ve ülkeler, sosyal ve ekonomik kararlarını, birbirlerinden tamamen bağımsız alabilme yeteneklerini de bir ölçüde kaybetmişlerdir.

Küreselleşmenin önemli neticelerinden birisi de, özellikle sermaye ve vasıflı işgücünün mobilitesinin artmasıdır. Sermaye, az gelişmiş veya gelişmiş bütün ülkelerin ekonomik kalkınmalarının sağlanması veya sürdürülebilmesi bakımından kendisine oldukça büyük önem verilmiş olan bir üretim faktörüdür ve doğal olarak tüm devletler, bu üretim faktörünü kendi ülke sınırlarına çekme gayreti ve dolayısıyla vergi rekabeti içersindedirler.

Günümüzün çok tartışılmakta olan konularından birisi olan vergi rekabeti ile, mobilitesi son derece yüksek olan sermaye ve nitelikli iş gücünü kendi egemenlik sahalarına çekmeye çalışan ülkelerin, bu amaç ile uyguladıkları vergilendirme politikaları, kimileri tarafından ekonominin doğasına uygun olarak nitelendirilmekte ve vergi rekabetinin, kaynakların daha etkin kullanımını sağlama ve kamu harcamalarını disipline etme gibi bir takım refah artırıcı etkilere de sahip olduğu düşünülmekteyken, kimileri tarafından ise vergi rekabetinin, zaten kıt olan sermaye ve nitelikli iş gücünü çekebilmek uğruna diğer ülkelerin vergi tabanlarının erozyona uğraması sonucunu doğuracağı savunularak karşı çıkılmaktadır[44].

*          Vergi Denetmen Yrd. E. TARİŞ Müfettişi

[1]         Naci AĞBAL, “Globalleşme ve Vergi Sistemlerinin Geleceği-I”, Yaklaşım, Eylül, 2001, s.105, s.271.

[2]         Filiz GİRAY, “Küreselleşme Sürecinde Vergi Rekabeti ve Boyutları”, Akdeniz Üniversitesi İİBF Dergisi, 2005, s.94.

[3]         M. Yavuz ÖNER, “Zararlı(Haksız) Vergi Rekabeti”, E-Yaklaşım, Haziran 2004., http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004064594.htm, Erişim:10.04.2007.

[4]         GİRAY, a.g.m., s.94.

[5]         S. Saygın EYÜPGİLLER, Uluslar arası Zarar Verici Vergi Rekabeti ve Vergi Cennetleri, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 2002, s. 22.

[6]         Semih ÖZ, Uluslar arası Vergi Rekabeti ve Vergi Cennetleri, Maliye ve Hukuk Yayınları,  s. 61.

[7]          ÖNER, agm

[8]           GİRAY, agm, s. 95

[9]           GİRAY, agm, s. 95

[10]         GİRAY, agm, s. 95

[11]         ÖNER, agm

[12]           Hakan AY, “Vergi Rekabeti”, Vergi Dünyası, Nisan 2001, Sayı: 236, s. 134

[13]         EYÜPGİLLER, age, s. 37

[14]         ÖNER, agm

[15]         ÖZ, age, s. 123

[16]         ÖZ, age, s. 125

[17]         AY, agm, s. 135

[18]         Ersan ÖZ, OECD, Vergi Rekabeti ve Vergi Reformunun Geleceği, Maliye Dergisi, Sayı: 145, Ocak-Nisan 2004, s. 210

[19]         İhsan GÜNAYDIN-Serkan BENK, “Globalleşmenin Vergi Sistemlerinde Ortaya Çıkardığı Sorunlar ve Çözüm Önerileri-I”, Vergi Sorunları, Sayı: 179, Ağustos 2003, s. 151

[20]         GÜNAYDIN-BENK, agm, s. 153

[21]         TOBB, Vergilemede Global Eğilimler AB ve Türk Vergi Sistemi, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, TOBB, No: 359, 2001, s. 32

[22]         GİRAY, agm, s. 98

[23]         GİRAY, agm, s. 99

[24]         ÖZ, age, s. 17

[25]         EYÜPGİLLER, age, s. 23

[26]         İsa SAĞBAŞ, “Vergi Rekabeti, Fayda Vergileri ve Mali Federalizm”, Maliye Dergisi, Sayı: 139, Ocak-Nisan 2002, s. 55

[27]         SAĞBAŞ, agm, s. 56

[28]         Coşkun AKTAN-İstiklal Y. VURAL, “Vergi Rekabeti”, Erciyes Üniversitesi İİBF Dergisi, Sayı: 22, Ocak-Haziran 2004

[29]         Niyazi CANGİR, “Vergide Rekabet Ya Da Vergi Politikasının Değişen İşlevi-I”, Yaklaşım, Temmuz 2000, s. 108

[30]         GİRAY, agm, s. 98

[31]         GİRAY, agm, s. 99

[32]         F. Rifat ORTAÇ, Global Kamu Malları ve Finansmanı, Gazi Kitapevi, Mart 2004, s. 15

[33]         ORTAÇ, age, s. 24-25

[34]         YAVUZ ÖNER, “Küreselleşme Sürecinde Ortaya Çıkan Vergi Sorunları, E-Yaklaşım, Şubat 2004,     http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/read_frame.asp?file_name=2004024261.htm Erişim:10.04.2007.

[35]         Salih ÖZEL, “Globalleşme(Küreselleşme) ve Vergi İlişkisi”, Yaklaşım, Aralık 1998, s. 35

[36]         ÖNER, Küreselleşme Sürecinde Ortaya Çıkan Vergi Sorunları.

[37]         ÖNER, Küreselleşme Sürecinde Ortaya Çıkan Vergi Sorunları.

[38]         ÖNER, Küreselleşme Sürecinde Ortaya Çıkan Vergi Sorunları.

[39]         AĞBAL, agm, s. 272

[40]         GİRAY, agm, s. 100

[41]         CANGİR, agm, s. 109

[42]         ÖNER, Küreselleşme Sürecinde Ortaya Çıkan Vergi Sorunları.

[43]         EYÜPGİLLER, age, s. 39

[44]         EYÜPGİLLER, age, s. 40

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı